Öyküler

24 Mayıs 2016 Salı

Giriş

Yaa, işte böyle Hamid Han!
Fakat Siz biliyordunuz devrilmeyeceğinizi. '908 Küçük Burjuva İsyanı'ndan hiç hazzetmeyen birinin tuhaf biçimde, oldukça tuhaf bir biçimde sizi devirmeyeceğini biliyordunuz. Ya da hiç de şaşırtıcı olmayan biçimde, zira Katolikler Protestanlardan ve vesaireden pek de hazzetmez. Ortodokslar da onlardan hiç hazzetmez. Biliyordunuz, biliyordunuz da daha tahta çıkmamıştınız.

Çatı

Fakat ümmetçilik için gerekli koşullar ziyadesiyle oluşmuştu. Size de söylenmişti, Sizin başarınız Katolik rakibinize karşı sadece Fener Rum Patrikhanesi'ni değil, Latin Katolik Kilisesi'ni bile tam da onların özgür iradesiyle ikna etmiş olmanızdı. Ağzınızın içine bakıyorlardı, size karşı "kompradorlaşmaya" çalışmıyorlardı Siz Hamid Han, çoğu rakibiniz saklamaya çalışsa da aldığınız çok iyi eğitimle, üstün nezaketinizle, kısacası üstün iç diplomasinizle onları avucunuzun içine alıp birazdan ele alınacak rakibinize karşı sürekli komplo kuran bir makine haline dönüşmelerini sağladınız. Zaten rakibiniz tam bir ahmak hayalperestti. Orta Doğu'da kendi kendine yeten Hıristiyanlık, Yahudi-Hıristiyan modeli Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nda kısa süre içerisinde minik bir terör dalgası estirmiş olsa da tam bir andavallılık olduğu için kısa sürede bu muhalefet dalgasını kendi lehinize çevirip kurumsal yapınızı sağlamlaştırdınız. Hatta rakibinizin aptal, Batı-Doğu, ileri-geri dikotomisi tanımayan "bilimsel" anlayışı sayesinde Batı'ya yüz çevirmesiyle (ki aslında pratikte birazdan bahsedeceğim sebeplerden) Batı'nın kendini hegemon olarak konumladığı  siyasi ve ekonomik üstünlüğünü ülkeniz için bir aracı statüsüne çevirerek tarihin akışını belki de tersine çevirdiniz. Batı, kendi öz varlığını sürdürebilmek için Sizin açınızdan hiç de önem taşımayacak konularda önünüzde el pençe divan durma raddesine geldi. Batı, genel hatlarıyla artık hem yapısal hem üst ideolojik düzlemde aracı olarak kurumsallaşmıştı. Bu sizin istihbarat rejiminizin neredeyse dahiyane denilebilecek, hem yayılımcı hem ince örgütlenmesinin bir sonucudur.

Siz Hamid Han, II. Abdülhamit'in rüyasında bile göremeyeceği üzere, onun ümmetçilik hayalini, ideolojisini gerçekleştirdiniz. İmparatorluk sınırları içerisinde doğan kapalı cemaatlere dayanarak, kendi kendine yeten, arkaistik Yahudi-Hıristiyanlık düşünüşün (asla ideolojiye dönüşmedi) doğması sayesinde kapalı ccemaatlerin kısa süreliğine apaçık ve görünür olması Sizi asla korkutmadı. Tam tersine bu cemaatlerin temelindeki materyalist saikleri ve içlerindeki aşkıncı öğelerin zayıflığını kısa sürede keşfederek onların kendilerini özgürce ifade etmelerine fırsat tanıdınız. Böylece, onların da paradoksal biçimde ümmetin bir parçası olmalarına izin verdiniz. Bunu gerçekten yaptınız, çünkü onların inançlarının etno-tarihsel materyalist temelini keşfetmiş, eğitim adına çoğunluğa sağlanan fırsatları büyük ölçüde tekellerinde bulundurduklarını fark etmiş ve İslam dininin bugün bu topraklarda sağlayamadığı bu tip seçkin bir eğitimden İslami kesimin faydalamasının müthiş sosyo-ekonomik avantajlar sağlayabileceğini keşfetmiştiniz. Kısacası, hiç de eklektik ya da pragmatist olmayan, materyalist bir bakışla... Neyse, Hamid Han'ın başarıları öyle bir günde kaleme alınmaz. Bu başarılar son derece ciddi, hatta çok uzun  sürelere yayılacak reformlar silsilesi içerisinde gelen başarılardır. Aynı maddelerin tekrar tekrar üstünden geçilecek. Tabii Hamid Han'ın bu başarılarının gerisinde o sırada imparatorluğun ciddi bir yozlaşma içerisinde olması yüzünden bir iki hayalperest meczup dışında pek de dişe dokunur rakibi olmaması da bir şans faktörü olmuştur. Hatta Hamid Han, bu tip meczup fikirli şahsiyetleri bastırmak yerine performatif bir muhalefet oluşturmalarına izin vererek "muhalefet istihbarattır" ideolojisini uygulamış, bu sayede kendi eksiklerini kısa sürede başarıya çevirmiştir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder