Öyküler

22 Mayıs 2016 Pazar

Hep Deleuze-Guattari felsefesini kaybetmeden hatırlaman gerekir. Yoksa III. Abdülhamit'i Ahmet'in birine kilitler, hiç bitmek bilmeyen bir savaş içerisinde iki kişilik bir çözüm ya da çözümsüzlük aramak zorunda kalırsın. Oysa sorunun cevabı Socius'tur. Niye Ahmet, niye diye sorarken İhvan komplolarını kaçırırsın. Ekonomik yozlaşmanın getirdiği sosyal kalitesizleşmeyi de. Söyleyecek sözünün olduğunu da. Alacak öcünün olduğunu da. Bir noktadan sonra III. Abdülhamit'ten değil. III. Meşrutiyet fantezin yoktur. Abestir.

III. Abdülhamit'le tanıştığımda onun III. Abdülhamit olduğunu bilmiyordum. Zaten o zamanlar III. Abdülhamit de değildi, ama jurnalleşmeye çok müsait epey geniş bir selamlığı ve sanırım çok da iddia ettiği kadar geniş olmayan bir haremliği vardı. Benim de bundan zerre kadar haberim yoktu, çünkü geleceğin padişahıyla diyalog kurduğumun farkında değildim. Salt form kimlikler dünyasında yaşayıp bu kafayla tarih okumaya çalışıyordum. Aslına bakılırsa modern ve laik bir cumhuriyette yaşadığımız için 'kanonize edilmiş' padişahlarımız da yoktur. Tıpkı Bizans imparatorları gibi. Yaşadığınız şehirde eser miktarda 14. Konstantinos vardır. Günün birinde soy kütüğünden I. Constantinus'u çıkarmak için. III. Abdülhamit de böyle bir karakterdir. Modern Başkanlık Sistemi'nde temsil edilen bir karakter. 14., 15., 16. Konstantinosların da temsil edildiği temsili bir sistemde daha fazla temsil edilmesi gereken bir karakter. Ama çok daha falası. Zira III. Abdülhamit modern sistemin ürünüdür, süreklilik çizgisi olan bir geçmişten gelen. Bu durumun Anayasallaşma sürecinde oldukça ciddi çıkmazlar sunduğu açık. Ben hala ben bu işte yokum diyorum. Bunda da ciddi bir kriz göremiyorum.  Daha doğrusu çok ağır bir kriz var, eli kulağında. Fakat sonucu II. Cumhuriyet filan olmaz. Katlanmaya çalışıyorum.

Eski günler sona erdi. Kimsenin melankolik bir insanı anlayacak vakti yok. Zira kendine böyle bir vakit yaratma hatasında bulunduğu an hayatta kalma şansı yok. Modern insanın bir saniye bile "kişisel olan politiktir" düzleminde hatırlama şansı yok ki bu bir hatırlama değil zaten. Arkadaşlık kavramının yok olduğu ya da en azından çok kolay form değiştirdiği acımasız bir dünyada böyle an kalıntıları sadece bir yanılsama. Doğru olan Socius. Hayat etnoloji, sosyoloji, ekonomi, makroekonomi ve sınıf bilinci olmaksızın anlaşılabilecek bir şey değil. Psikoloji kriminolojiyle ilişki içinde olmadığı müddetçe hayatı açıklamıyor, yalanlıyor.

Peki o zaman III. Abdülhamit diye bir insan var mı? Varsa Cumhuriyet tehdit altında mı? Birinci sorunun cevabı kesin bir evet. Bu zorunlu sonuç olarak jurnal doğuran haremlik-selamlık sistemi bir daha öyle kolay kolay tekerrür etmez. III. Abdülhamit, böylece II. Abdülhamit'in suretidir. Bazen de 18. Konstatinos I. Constantinus'un suretidir. Bu işler böyledir. Kurt Cobain'in Nirvana'nın solisti olmasını eleştiremezsiniz. Dinleyicisi vardır çünkü. Bu durumda Cumhuriyet ne alemlerde ben de hakikaten bilmiyorum,  Cumhuriyet sistemini (bir de gecenin çok geç bir saati olduğu için) tam irdeleyemiyorum. Roma ile de bağlantı kurmak istemiyorum. Artık bir daha çıkmamak üzere 21. yüzyıla sabitlenmek istiyorum.

İşte böyle bir zaman ve mekanda tanımıştım III. Abdülhamit'i. Sanmam ki melankoli geçiriyor olsun. Zaten çok zaman oldu. Artık tek yaptığım II. Abdülhamit'in portrelerine bakıp 19. yüzyıl sonunun 21. yüzyıl başında bir anlığına şöyle bir tekerrür etmeye bırakıp Hamit Bey'in suretini unutmak. Geriye unutmak dışında yol kalmıyor ki rakiplerim bu konuda bana çok yardımcı oluyor. En son kaldığımız noktada o bile -o pratik kumar ve pragmatik ticaret dehası bile- oldukça saf biçimde soruyordu: "Benim dışımda herkesle el sıkıştın. Bunu asla unutmayacağım." Zaten olay oydu. Sana karşı sıkışmam gerektiğini düşündüğüm her elle el sıkıştım (Hayır. Her elle el sıkışmadım.) Bir de II. "Meşrutiyet" karşıtı olduğum için, Halide Edip Adıvar çizgisini benimsemediğim için mi hayatım kararacak? Bilmiyorum. 1908 İsyanı karşıtıyım, çünkü II. Abdülhamit basit çıkarlardan çok daha ağır bir şey yitirmişti. Bu halk bunu da yapmıştı. Bu halk bu kötülüğü de gün gelip yaptı. Hatta bu halk gün geldi kendine dahi bu kötülüğü yaptı. Bu halk gün geldi büyük alkışlarla bu kadar ağır bir insan ticaretini böğüre böğüre savundu. Sadece minimum emekle voleyi vurmanın yolunu bulmuş olduğu için. Birileri bir yerlere istemeye  istemeye satıldı. Hiç beklenmeyecek kişiler, belki de en beklenilen kişiler. Benim II. Abdülhamit'e bağlılığım biraz da bundandır. "Demokrasi" geliyor adı altında ağır bir bedel ödemiştir II. Abdülhamit, şişe şişe domuza benzemiş küçük burjuva takımına rağmen kendi görece sade hayatını korumaya çalışırken ağzından salyalar akan ve utanmadan halk adına konuşan emekçi sınıfı öncesi sermayedara karşı direnmiş bir adamdır. Padişahtan önce hakiki insandır. Tam da bu yüzden III. Abdülhamit'le bir noktadan sonra hiçbir alakası yoktur. Ve benim şu hayattaki en büyük bahtsızlıklarımdan biri II. Abdülhamit oldu. Bir noktadan sonra ömrümü Demokles'in Kılıcı gibi takip etti. Çok kolay ırkçılaşabilecekken, etnik milliyetçiliğimi kolayca çiğ dikotomiler üzerinden kurabilecekken daha farklı düşünebilmemi sağlamıştır. Fakat bütün hayatımdan da götürmüştür.

Kendi savaşım her neyse sonuna kadar vereceğim. Bu satırlar neyi getirdi?  III. Abdülhamit'i devirmeye çalışmadan kendi dünyanda istediğin adımları atamaz mısın? Bu Anayasa'nın çıkarılmasının tek sebebi var, bir şahsın uğradığı zulmü Prenses Şişilyana simültane çevirmen aptal kültür perimiz masallarıyla örtbas etmek. Belki bu riya Anayasa (bütün Anayasalar bir riya ve dolandırıcılık girişimidir) sürecine gücüm yetmeyecek. Belki de genel olarak gücüm kalmadı artık. Nouveau Riche takımı kendi kandilinde, miracında ne döndürüyorsa döndürse de kedilerinden olmayana yaşam hakkı tanısa bu Cihatçılığa ters düşerdi. İşte III. Abdülhamit'in sorunu buydu. Bir noktadan sonra zorunlu olarak. Galiba gücüm gerçekten çok azalıyor. Artık zaten rafa kaldırmış olduğum III. Abdülhamit'in suretini tamamen unutup yoluma devam etmek istiyorum. III. Abdülhamit, sana bir bardak soğuk su ısmarladım. Yeni adını sevdin mi?

"İyi de sen kölesin!" "Köle olmam cariye ya da odalık olduğumu göstermez. Tebaa gibiyim." "İyi de sen vergisin. Kimse sana fikrini sormuyor." "Başından beri savaştığım da bu. Cihatçılık insan haklarına aykırıdır." "Hangi insan haklarından söz ediyorsun?" "Kapitalist sistem Cihatçılığa ivme kazandırır. Hem de finans sektörü çok hızlı ilerliyorsa." Çok naif sorular sordum. Bildiğim bir şey var ben III. Abdülhamit'i deviremem zaten. Gücüm yetmez. Kimse desteklemez. Bu koşullar altında III. Abdülhamit'i devirme planıyla gelmek halktan kendi penisini kökünden kesmesini istemekle eşdeğerdir. Halk da bunu yapmaz. Bilmiyorum, geç oldu. Yapmak istediğim şeyler var. Bunun karşılığı da III. "Meşrutiyet" değil. Zaten 21. yüzyılda III. "Meşrutiyeti" eline III. Abdülhamit'in jurnalleri pişkin pişkin servis ediyor. Geç oldu. Tabii tependeki padişahı düşünmeden zaman geçirmek zor. Adı üstünde padişah. Tebaa olarak kendisini olduğu yere koyduktan sonra.. Hep "adımı söyle" diyip dururdu son zamanlarda. Ben de bin küsur adı olduğu için küfrederdim. Sebebi buymuş. İnsan üniversite "arkadaş"ına padişah demekte zorlanıyor tabii. Algılayana kadar bin tane algı operasyonu yiyeceksin. Zaman azalıyor artık. Atatürk çok büyük ihtimalle intihar etmişti. Fotoğraflar pek tersini söylemiyor. Kendisine (Abdülhamid Han'a) Osmanlıca bin ton saygı formu bulup öyle hitap etmek isterim. Gece geç, aklıma gelmiyor. Sizli konuşmak lazım. Bir de bu padişahlık işi kasacak bir şey değil. Fizikçi bir arkadaşım var, o da muhtemelen padişah bir yerden baksak. O yüzden bir şey tehdit altında değil TMK dışında. Götümün dibi Evlendirme Dairesi, götümle gülüyorum. Abi odalık ya, laf tutmuyor. Cariye de tutmuyor. Zoraki sivil birliktelik dışında bir şey tutmuyor. Bu belayı daha fazla düşünmek istemiyorum. Neyse geç oldu. Galiba II. Abdülhamit benim. II. Abdülhamit III. Abdülhamit'e karşı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder