Öyküler

30 Haziran 2016 Perşembe

hala aynı his

Herkes her şeyi biliyor, sadece ben bilmiyorum, herkes çok şey biliyormuşum ayağına yatıyor, ben de yutuyorum. Hep aynı rüya. Türkmenistan, yakın zamana kadar var olan Uygur Devleti ilişkilerini bilmiyorum. Tek suçları Mani dinine daha doğrusu... inanmaktı. Ne yapacağım şimdi? Benim ne yapacağımın hiçbir önemi yok. Salt araçsallaştırıldım. İçselleştirmeye çalışıyorum. Sonuçta elalemin emrettiği bir tatile çıkıyorum. İçselleştirmek lazım. Yeni Düzen? Yapısal olarak bakıldığında yeni düzen bir imkansızlık. Kısmen. Yapılar değişmez. 13 öküz boyu yaratamazsın. Sistem de dinamikse atıl değildir. Ben atalete dönmeye çalışıyorum. Şu sıralar yazdıklarım sıkıcı, çünkü korku baskın. Neyse, korku rejimini içselleştirmemek aptallık.

havadan sudan

-Bir şeyi değiştirdiğine inanıyor musun?
-Hem evet. Hem hayır. Yapı değişmez. Bu anlamda hayır. Ticaret yollarının radikal biçimde değiştiği kesin.
-Yaptığını beğeniyor musun?
-Her şeye rağmen evet. Jack London'ı okumuş oldum. (Yetmez ama evet'i Jack London'a bağlamak matrak oldu.)
-Radikal biçimde değişti derken?
-Anlatabilmek için otuz bin tane harita açmam lazım. 1 Nisan şakası. Sonu da belli. En iyi ihtimalle bulemi.
-Eee?
-Yapıyı biliyorsan bunlar sıradan. Ürperti halinde bile. Ürpertinin sıradanlığı.
-Eee? Daha sonra.
-Düşmanın en güzel taktiği. "Sandığın kadar kötü değiliz. Bak her şey bir şaka aslında." Lapin gibi düşersin. En güzel düşüş.
- Hadi git artık. Seni yine çağıracağız.

biliyorum

Çok emek verdim. Yola çıktığımda derdim emek vermek değildi. Hayat standartlarımı korumaktı. Şimdi kolay kolay boyun eğemiyorum. Yaptığım çok şey var. Yaptığım şeylere sahip çıkmak istiyorum. Basitti. Ticaret yollarıyla oynamak. Bir süre sonra oyun büyüdükçe büyüyor. Fakat kumarbaz değildim. Değilim. Kumar oynamıyorum. Daha çok kurmaya dair bir çaba.

Kirlenmiş havaya oksijen de denebilir. Açılımlarımı kırk kez dile getirdim. Doğu ile Batıyı ayıran bir coğrafya geliyor sandım. Temelde. Bu nedir bilmiyorum. Sadece artık çok fazla hayal kurma lüksüm yok. Sonunda ne gelecekse kabulleneceğim. Son birkaç aydır öngörülebilirlik oranı sıfır. Benden istenen şey çok basit. Toplu olarak uzlaşmaya varılabilecek bir "seçim" yapmam. Öyle bir uzlaşma alanı yok. Her kafadan başka bir ses çıkıyor. Hala. O büyük rakamları sistem püskürtmüş olsa bile.

Bir yandan beyhude, bir yandan da ölüm kalım meselesi. Artık koruduğum şey kendi bedenim değil. Serez humması ile ilgili. Partner olamıyorum. Kimsenin partneri olamıyorum. Serez humması. Bir de hep düşman aramak. Bu adam niye iyi davrandı, şu kimse niye yüzüme güldü. Kafalar böyle. Pes etmiyorum. Henüz pes etmiyorum. "Memleketi satacak" bir seçim yapmayacağım. Sonuçta ülke o anti-komünizmi yendi. Bundan eminim. Ortadoğu da birkaç ay önceki Ortadoğu değil. Ben de revize olmaya çalışıyorum. Henüz beceremedim. Şu ceza hukuku fena vurdu. Kim neyi neye göre cezalandırıyor? Değdi mi diye sorsam, değdi. Sadece ucunda ceza hukuku olsa da artık biraz diplomasi istiyorum. Bunu başaramıyorum. Çok uğraştım. Emek verince o kadar kolay pes etmiyor insan. Babam artık yumuşasan minvalinde bir şeyler dedi. Yumuşamak istiyorum, ama olmuyor. Hayat da izin vermiyor artık. Ben de çoğu zaman bir şeyleri kaçırıyorum. Esaretin felsefesini hep kaçırdım. Özgürlük gökten zembille inen bir şeymiş gibi. Topraklara dair bir şey. Toprakların düzenine dair. Toprakla bağını kopardığın an ceza hukuku katlanıyor. Bilmiyorum. Nereye gittiğimi ben de bilmiyorum. Güzel bir yere değil. Ama sarf ettiğim çabanın gittiği yere kadar. Biraz fazla yalnız bir yol. Her neyse. ISIS mi demiştiniz? ISIS ölü Osiris'in cesedinin parçalarını arıyor. Dikip yepyeni bir Osiris yaratmak için. Hayat sana ne verdiyse artık!

bilmiyorum

Bilmiyorum. Değişmişim. Değişmişim. Çabuk pes edemiyorum. Demin yazdıklarıma inanmıyorum.

günlük

Lanet olası bir hayat. Çirkin, gudubet bir hayat. Yine de intihar etmeyi beceremiyorum, hatta bence Che Guevera son poz. Gelecekler, Weltschmerz'i yükleyecekler, benim o son panik halimin fotoğrafını çekip gidecekler. Gerçi o adam benden genç ölmüştür. Her neyse, şu an esir alınmayı bekliyorum. Sosyal statüm yok. Herhangi bir sosyal statüm yok artık. Konum anlamında. Tipin biri gelecek ömrünün sonuna kadar şunları yapmaya mahkumsun diyecek, boynuma bir tasma atıp çeke çeke götürecek. Bekliyorum.

Hayırlı bir bekleyiş değil elbette. Çok şey yapabilirdim. Bu dünyanın daha güzel bir yer olması için çok şeyimi verebilirdim, ama dünya benden tek şey istedi: çirkin olmamı. Bir kolektif şeklinde çirkin olmamı, cahil olmamı istedi. Orospuluktan bahsetmiyorum. Orospu olmayanımız kalmadı. Gerçi belli açılardan bakıldığında cahil olduğum rahatlıkla söylenebilir. Bilgi de güç ilişkisidir, güçle ilişkin zayıflayınca bilgiden de koparsın. Kim olursan ol, neyin eğitimini almış olursan ol. Bilgi mutlak değildir. Esnek, hareket eden bir şeydir. Likittir bilgi. Bu çirkinliğin kazanmasını istemiyorum. Bu kof şamatanın biraz dönüp kendine bakabilmesini. Bunlar hayal kırıklığına uğramış, sonunu bekleyen bir insanın cümleleri. Ümidi kalmamış bir dünyayı anlatıyor. Ben verebileceğimi vermeye çalıştım. Fazla seçeneğim de yoktu. Bir zorbanın tecavüzünü bekleyip onu bir sonraki kuşağa mükemmel bir aşk masalı diye yutturmam gerekiyordu. Oysa ben sevgi ilişkisi bekledim. Sonuç aşk oldu. Aşktan nefret ederim. Huzuruna düşkün insanlar aşkı sevmez. Aşk boktan bir şey. Nereye yöneldiği de belli değil. Dünya maskaralığı.

İnsan konusunda yanlış seçim yaptığımı düşünmüyorum. Kim olsa aynı sonuç verecekti. Üç aşağı beş yukarı. Aynı direnç noktaları tetiklenecekti. Aslında orospuluğu değil, genel ahlak orospuluğunu reddettiğime inanıyorum. Orospuluk başarıya ulaştığı an genel ahlaka dönüşen bir şey. Varlığını da bu sayede sürdürüyor. O yüzden başından bu yana fazla direndim. İstemediğim adama Güleryüz göstermeyeyim dedim. Bilmiyorum. Bu memleket beni satsın kurtulsun yoluna devam etsin diyemem. Günahım bini aştı, yüzde yetmişi iftira. Bilmiyorum. Bana herkes her şeyi biliyormuş, beni de boşu boşuna burada maymun diye oynatmış gibi geliyor. Ümitsizlik kötü bir şey. Bir de bütün masallarımı kaybettim artık. Bana öyle geliyor. Savaşın mantığına ters düştükçe daha çok savaş çıkardım. Keşke annem babam bana başka bir masal anlatsaymış. Dünyada sevginin olmadığını baştan söyleseymiş. İnsanların köpeklerle çiftleştirilmek üzere yetiştirildiği deney hayvanları olduklarından bahsetselermiş. Daha doğru bir masal.  Ben bu yalan dünyada yolun yarısına kadar yaşadım. Şimdi de kaybedecek bir şeyim yok aslında. Huzurumu zaten bir daha kazanmamak üzere kaybettim. Yerine konabilecek hiçbir şey de yok. Ceza hukukunun en ağır formlarını tüketirken bunlar ne yahu dememiştim. Şimdi bunlar beni bekliyor. Bunun kadını, erkeği yok. Sadece genel ahlak orospuluğunu meşrulaştırmak için bulunmuş bir şey kadın-erkek eşitsizliği. Sınıf öncesi sınıfın zulmü bunu aşıyor. Orospuluk emekle değil, himayecilikle başlar. Hamini kabul edersin ve orospusu olursun. Hamisiz orospuluk olmaz. Benim sorunum da buydu. Anlamamakta direttim. Bizimkiler de anlatmakta geç kalmıştı. Şimdi bekliyorum. O gaddar hamiyi bekliyorum. Sanki aylarca gaddar bir hamim olmamış gibi. Ceza hukukuna dair oldukça korkunç materyaller gördüm. Gerçek değillermiş gibi yapmıştım. Kendimi de inandırmıştım. Bulemi örnekleri vardı, birçok aygıt. Kimse akıl edemedi. Saftılar çok. Bunların hiçbirini bilmediğimi varsaydılar. Şimdi kazanan yok, kaybeden yok. Kazandığım tek şey hayatımın yarısına kadar huzur dolu bir ömrüm olması. Zaten kaybedeli aylar oluyor.  Huzursuz huzursuz bekliyorum. Tek farkı çok ünlüyüm. Bu kadar ünlü bir insanı aleni olarak nasıl böyle yargılarlar bilmiyorum. Son arkadaşını, arkadaşınmış gibi kendini inatla kandırdığın arkadaşını kaybettin. Zaten hiçbir zaman kazanmamıştın. Güzel yalan söylerdi ama çok. Tatlı tatlı yalan söylerdi. Neyse, artık bütün yalanlar kuruyor.

Onca verdiğin savaş boşunaymış deseler hayal kırıklığına uğrar mıydım? Bilmiyorum. Şu an kendimi sonuma hazırlamaya çalışıyorum. Kime satarlarsa satsınlar diyemeyeceğim. Belki bu yüzden beni en istemediğim yere de satabilirler. Belki o bile kötü fikir değildir. Kaçış planı yerine doğrudan esir alınma planı. Plan da değil, bekleyiş. Genel ahlak sıçan yine de yetinmeyip bayağılığı avangard satan bir kepazeliğe yeğdir. Hazırlamaya çalışıyorum. Kolay değil. Her şeye rağmen güzel bir hayat yaşadım. Kuğunun son türküsünü de söyledim. Bir şey gösterebildim mi? Hayır. Fakat bunun bir önemi yok. Önemli olan bu şekilde yaşayabilmiş olmak. Unutacak olsam da. Bir süre bu fakir edebiyatıyla avunurum artık.


zevzeklik

Diplomasinizin içine sıçayım!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!! En tatile ihtiyacım olduğu zaman münasip bir tarafınızdan tatil emrediyorsunuz. Gideceğim yer belli, gitmeyeceğim yer belli. Şu zorunlu sevimsizliği kendi lehime kullanacağım. Zeytin satın almamın zorunlu bir anlamı yok, kim üstüne barış diye alınırsa alınsın. Herkes de alınabilir. Diplomasi kokusuz osuruktur demişler. Ben hayatımda zekasız hakaret dışında bir diplomasi görmedim. Göremeyeceğim de. Öküzlere harçlık diye bulunmuş bir meslek. Öküzler. Hepiniz öküzsünüz. Öküz kalacaksınız! Gerçekten öküz kalacaksınız, orası kesin. Başka bir başarınız olursa kameraya çeker satarsınız.

Saygılar.

Schreber'e

Gidenin kaçanın ne olduğunu biliyorsun. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı sınırları içerisinde bu yolla baba olma hakkının ve soy kütüğümün tamamen bitişi. Dokunulmazlık otomatik geçti böylece. Bu minvalde her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı için geçerli. Senin hatan zamanında elini çabuk tutmamış olman. O kadar. Sonrası kadro uyuşmazlığı, çok büyük çaplı zihniyet uyuşmazlığı. İkimiz için değildi, Türkiye versus bir şey. Entelektüel diye köylü yetiştiren bir milletten söz ediyoruz. Cihangir de göreceksin. Ezberlenmiş hayatları yaşayanlar. Ben üzülmüyorum. Çocuk yetiştirmek güzel bir şey olmalı, sorumluluğunu almak. Ama biyolojik arzularım yok, yoktu da. Çünkü böyle bir güç arzum yoktu. Sultan adayı yetiştirmek gibi. Ben böyle yetiştirilmedim. Annem beni kendi hayatımı yaşamam için yetiştirdi. En azından oyunu böyleydi, ben de bu oyunu yuttum. Aptal müribbiyeden bozma psikologlara ezber hayatlar yaşasınlar diye boşa para harcamak harcatmak için değil. O kadınlara çok öfkeliyim. Bir evren dolusu öfkeliyim. Sadece aptal kadınlar oldukları için. En büyük kazığı babam yedi tabii.

Göreceksin, benden hiçbir çıkarın yok. Maddi demiyorum, materyal diyorum. Bir iyiliğim oldu. Bastırıla bastırıla psikopata bağlamış tarih artezyen kuyusundan patlaya patlaya fışkırdı. Bu konuda başarılıyım. O da kısa vadede Turancıların işine yaradı tabii. Uzun vadede umarım çok zarar görmezler. Sanmıyorum ama. Tabii bir akıllanamama sendromu yaşıyorlar. Yok, ümmetçilik farklı bir şey. Çok farklı. (Sen de çok büyük fedakarlıklara girme, yapacak bir şey yok çünkü) Biraz Amerikan Rüyası modeline yakındır. Zaten öyle de oldu. Konstantinopolis ekonomisinin New York ekonomisinden tek farkı kadınları. Bu tip kadın yetiştirecek bir dil yok çünkü. Bir Kuzey-Güney çatışmasının yapısal olarak kurulmasına imkan yok bu memlekette. Kadının yapısı belli. Maksimum Ayşe Arman, hadi hadi Duygu Asena. Karakter yapısı bu. Roma'nın belediye başkanı kadın, bizimkiler hala buralarda. Neyse beni de çok ilgilendirmiyor. Biz demenin anlamsızlığı. Neyin bizi?

Her neyse. Hala geyik çeviriyorum. Seninle iki geyik atmaya doyamadım. Bu koşullarda bile. Her neyse. minimum konuşan ve geyik çevirmeyi seven biri olarak zorunlu sonuç. Bakalım. Bu ülke ben "Bir bakın kendinize bakın" dedikçe benden nefret etti, ama olsun. Zaten onların "lideri" falan olmak gibi bir niyetim yoktu. Kırılamayacağım. Fakat sokakta acayip bir Uzak Doğu şiddeti örgütlenmeye başlıyor. Gerçi Polizeistaat, çok endişelenmemek lazım. Her neyse! Bir noktadan sonra herkesle geyik çeviriyorum, bunun da adresi ne anlama geldiği belli. Öyle bir "namus" kompleksim yok, sadece kapitalizmi, patriyarkayı çok iyi tanıyorum o kadar.

29 Haziran 2016 Çarşamba

editörlere

Alert.

Saygılarımla.

Schreber'e (önemli)

Merhaba,
Seni şu olanlardan doğrudan sorumlu tutmuyorum. Belge göstermek gibi bir şansları da yok. Bu, bir insanı bir şeyden sorumlu tutup tutmama konusunda varılabilecek en son noktaydı. Kasıt var, ama doğrudan sorumluluk yok. Zira birey yok yapı var. Cevap basit: tasfiye edilmiş kadroların kuduzlaşması. Kimleri, hangi haneleri, nasıl yapısallaşmaları sorumlu tuttuğum açık. Kendi kadrolarım değil.

Sevgiler. Saygılar.

27 Haziran 2016 Pazartesi

Schreber'e

Verilebilecek iki tepki vardı. Suçlamak ya da bugün yaptığımı yapmak. Bir üçüncü yol yoktu. Hezeyana kapılsaydım birinci tepkiyi verecektim. Aslında "kendine Müslüman" derler ya! Tam ondan, kendi geçmişimi onarma isteği. Şu an tarih dergileri coşmuş vaziyette. Kuşe kağıda 100 sayfalık tarih dergisi. Haftasında çıkıyor. Doğaya büyük zarar veriyor olmalıyım var olduğum için. Neyse. Öyle. Özlemiş olmak bir şeyi değiştirmiyor. Aslında adımlarım çok kısıtlı. Anarşinin cazibesi de cabası. Gerçekten çok yaşlıyım bazı şeylerin büyüsüne yeniden kapılmak için. Herkese söylenmiş bir söz. Yapmaya çalıştıkları belli. "Ama cinsel hayatları yok, ayrılsınlar." Daha önce de yaptılar. Annem de yapmıştı. Sonra da damat da damat diye gelmişti. O yüzden, yine kaybedecek olsam bile sonuna kadar böyle bir mücadele vereceğim. Yemiyorum yani bu "cinsel hayatları yok" muhabbetini. Onlar bir insanı mutsuz etmek dışında hayatın veçheleri olduğunu hatırlasın. Ondan sonra. Bakalım. Belki şansım yaver gider, belki gitmez. Bu akşam çok ümitsiz değilim.

Sevgiler.

Editörlere

İyi günler,
Küçük bir ricam olacaktı. Bu bloğu artık sadece yayın sektöründe olan (emekçi-patron) okuyucunun erişimine açabilir miyiz? Enternasyonel bir erişim olabilir. Basın ile yayın piyasası arasında ince bir çizgi olursa güzel olur. Sonuçta imkansız bir çizgi. Zaten sınır çizgisi dediğim şey doğrudan selüloz basın, tefrika torunu. Fikir mülkiyeti hakları gibi. Simyacı genç bloggerlar o kadar sürtmesin buralarda. Basından yayına geçmişler, elbette ayrısı gayrısı mı var? Çok grafiksever, fotoşop sever okuyucum olmasın (onlar da var gerçi eşzamanlı yayın piyasasındalar ve eşşek gibi işkolikler, onlara bir şey demiyorum. Onlar yayın piyasasında zaten. Genel bir profil verdim). Biraz edebiyattan, sosyal bilimlerden haz alan bir okuyucu kitlesi. Sayısı bini geçmez. Zaten dikkat ederseniz okuyucu kitlesi de o yöndedir. Yani bir sansür duvarı çizilirse halkın ruhu duymaz. Daha rahat bir kafayla yazabilirim. Soran Schreber elbette yayın sektöründe. Ona bir şey yapamazsınız. Ben de zaten ona ulaşmaya çalışıyorum. Mantığını yitirmediğini ümit eden bir insan olarak okuyucumun düşünce biçimlerine, karakterine vs. dair bir seçicilik yapmıyorum. Zaten okuyan okuyacağını okudu. Başta çok zor gibi görünebilir, ama orta vadede dediğim şey olur zaten. Şimdilik bu kadar. Emekleriniz için teşekkürler.

Saygılarımla.

26 Haziran 2016 Pazar

Schreber'e

Merhaba,
Derin Tarih diye bir dergi buldum. Çocukken YapıKredi'nin Doğan Kardeş'ini çok okurdum. Onun kuşesi. Güzel bir dergi. Tiryaki Hasan Paşa'dan bahsediyor. Tam tahmin ettiğim gibi. İkna olmamayı ben tercih ettim. Strüktür bu strüktür. Ben sabırlı bir insanım. Davut yıldızını bir kere sola sonra iki kere sağa çevir. Ne görüyorsun? Aynı yıldızı. Eşkenar üçgenler. Bilhassa ikna olmadım. Londra belediye başkanı argümanına hiç ikna olmamayı ben tercih ettim.

Pırlanta reklamlarına bakıp ikinci tercih olarak FAQ seksiyonuna atlamayı da ben tercih ettim. İletişim yok ya! Belki bir gün bir yol bulunur. Benim hala ümidim var. Ne yazık ki Filioque üzerinden. Hayat acımasız. Hepimize. Babam fenalaşabiliyor, ama güçlü bir insan. 36 yıl şair olduğunu benden saklamış. Şimdi her  şiir bir dır dır. Zavallı adam! Kayınço damatlarını hiç sevmiyor. Haklı da. Pısırık olduklarını düşünüyor. Kendisi değildi çünkü. O yüzden bazı şeyleri hiç eşelemiyorum. Annemle babam iyi arkadaş zaten. Babamı soy kütüğümden yüzde 85 oranında çıkarmaya kalkmıştım bunu bugünlük yüzde 65'e düşürüyorum. Ama bir halayık 5.000 kayınço eder demişler. Halayık kayınço ikilisi balçık çifttir. Her neyse!

Ben sabırlı bir insanım. Türkiye topraklarında belki de 14. yüzyıldan bu yana bu kadar koyu din tartışmaları dönmemiştir. Bu kadar açık yani.  Bir insanın kimliğinde Müslüman yazıyorsa, çok açık biçimde de dinini ifade ediyorsa bu bir çelişki. Kimlik bilgilerinde yazıyor çünkü. Müslüman koca geldiği an en iyi ihtimalle seküler. Bu tehdide en az bir franbuazlı pasta kostümü. Benim kafalar böyle değiştirilmez. Fanatik. Neyse uykum var. Görüşebiliriz ümidiyle. Şimdilik çok ümitsiz değilim, sadece sabırlı bir insanım.

İyi geceler.

Schreber'e ve kuzenlerine

Şu Keşiş Yengeci efsanesi tam süper oldu. Filolojide de benimsenebilecek bir yöntem. Kuş dillerini tespit için. Mesela dün İskoç "lehçesini" yakaladım. En az dört değişik lehçe üst üste binebiliyor. İstihbarat ya da diplomasi o kadar iyi yetiştirilmiş. Süper bir kadındı. Genç ve güzel bir kadın. Çok genç ve dört lehçe üst üste konuşabiliyor, ben de olsam ben de intikam hisleriyle yanar kavrulurum. Aptal görünümlü bir erkeğe aptal ve tutkulu kadın taklidi yapıyor ki tutkulu da. İntikam almaya gelmiş. Dublin'den gelmiş. Aptal bir adamı katharsize etti, muhtemelen de tek kuruş almadan gitti. Yarışma sunucusu da artık ne dümenin döndüğünü yavaş yavaş bir mama hassasiyetiyle anlamaya başladı. Bakalım!

Keşiş Yengeci iki cephe arasında kalan bir üçüncü cephe. Atık üretiyor çok fazla. Atabilmek için de sabırlı olmak gerekiyor. Tabii iyi kalpli değil. İyi kalplilik bir yöntem değil. Zamanlama çok iyi oldu. Tam da 31 Temmuz Milli Milo Venüsü'nden tam önce. Beş gün kala. Ödü patlamıştır şimdi o hanenin. Post-Solomon mass.

25 Haziran 2016 Cumartesi

Schreber'e (kamu)

Filoloji kadroları yavaş yavaş oturuyor: 1) Turancılar, 2) Ümmetçiler (Samiciler), 3) Sapkın Güneş-Dil modeli. Bilindiği üzere Ural-Altay modeli ya çok ciddi hasar gördü ya da bu döngüde ortadan kalktı. Bir kısım bu bilgiyi örtbas etmeye çalışacak ve çalışmalarını bu minvalde sürdürecek. Bir kısım bu gizli bilgiyi açığa çıkaracak. Sapkınlar da kendi dil anlayışlarını Turancılarla Ümmetçilerin üstüne koymaya ve geçerliliğini ispatlamaya çalışacak. Bu minvalde Harezm Türkçesi nereye oturur ben bilmem. Ben hiç Türkoloji okumadım. Oğuzlar hakkında da çok az şey biliyorum. Bence de Hunlar Türk değil. Avar Hunları da Türk değil. Belki Roma vatandaşı, ama elimdeki bilgilere göre o zamanlar Türkler kesin yok. Latince bilen Avarlar da Türk değil. Sadece barbarlar ve uzun zamandır barbar adamlar. Lombardlardan önce varlardı. Bu kadar biliyoruz Avarlar hakkında.

Sonuçta sonunda edebiyat. Usturuplu edebiyat. Usturubuna vakıf olmak lazım. Çok ama çok edebiyatçı yetiştirdi bu memleket, ama fark edemedik. Edebiyattan, özellikle şiirden anlamadan filoloji yapmak imkansız. Tarihsel altyapı da gerekiyor keza. Tarihsel bir arka plan çizmeden filoloji yapmak imkansız. Tarih diyince Kavimler Göçü. Sosyolojik bir yapı ne zaman kavim olur? Kavim, aşiret ya da boydan farkı nedir? Bu soruların hepsi etnoloji. Barbarlar ve kavimler. Bu sorular hiç de yeni sorular değil. Sadece farklı uygulamalar yeni tanışıyor. Milyonlarca halk bazen de millet isimleri arasında bazı isimler sivriliyor, bazıları da bol bol siliniyor ama kitlelerce varlıklarını sürdürmeye devam ediyorlar. Alanlar gibi mesela. Oysa bir tuhaf isim. Alanyalılar gibi. Bir de alanlar verenler gibi. Böyle milyonlarca isim arasında kayboluyor insan. Bazı isimler bozguna uğramıyor ama. Dahası sürekliler de. Türk kelimesi benim kafamdaki modele göre 'tourkikos' kelimesinden türüyor. Bu kelime 11. yüzyıl sonundan-ortasından (?) itibaren dolaşıma giriyor. Benim kafamdaki modele göre. O yüzden, Alanların akrabası olan Avarlar Türk değil. Kavimler Göçü'nde bu kadar çok Cermenlerden bahsedip Avarları geri plana itmiş olmak enteresan. Avarlar Macar olabilir. Mümkündür. Dilsel olarak mümkünmüş gibi görünüyor. Dürüst olmak gerekirse Macarca Türkçe arasında hiçbir süreklilik göremiyorum. Şahsi fikrim.

Bir de kuş dilleri teorisi var. Bu teori yeni bir şey ve akademik olarak tartışılmamış(tır). Bazı dillerin başka dillerin kuş dili olması (karma olarak) gibi. Karmaşık bir model, aslında yeni de değil. Son ek modeli. Bazı dillerin son ekleri bazı dillerin ön ekleridir.  Değişik bir kafası var. Birkaç dili alıyorsun yumurta gibi çırpıyorsun. Sözlü olarak bu dille karşılaşmadıysan sıfırdan bir dil gibi geliyor sana. Her neyse! Zaten benim filoloji formasyonum yok. Hobi olarak takılıyorum. Şiir yazabileceğimi belki de bol bol yazmış olduğumu fark edince filolojiyi arka planda tutarım (bu alanda makale yazmaya kalkmak gibi bir manyaklığa girişmem) TDK'yı da bir takibe alırım. Zaten kurumsallık çok önemli. Şu an TDK çok feci vaziyette. Yenisi kurulamaz gibi bir durum olursa yeni ve daha sağlıklı, en azından devlet mekanizmasının içinde bir noktaya kadar kalmış kurumlar desteklenebilir. TDK biraz münasip bir tarafını toplasın diye. Neyse! Vakit bol. Hayat da yaşanmış edebiyat.

Senden benden bizden

Bir garip baba
Lut Kavmi ile İbrahim'in yol ayrımında
Kenan'ın toprağında

Sarah mı Rakel mi diye sorar uyanık
Esther kuş oldu uçtu gitti der
Bir başkası
Anakronizm sever
Soy kütükleriyle oynayan

Davut
Süleyman oğlu Davut ile Saul
Tarsuslu Paul
Kaç bininci mektup
Sabır ağaçtan taştan

Şimdi de şiir mi...

Schreber'e (komple folloş)

Merhaba.
Kendi  kafana göre iş yapıyorsun.
Evet. Ne yapalım, hayatta kalmaya çalışıyoruz.
Anlamıyorum.
Anlama.
Böyle devam edemez ama
Dediler ya
"Aktivist olmak zorunda değil"
İşte kafalar o kafalar
Ne hemşire beğenirler ne cariye
Kendileri birinci sınıf zevce
Hemşireler de hemşiredir oysa
Bana mı dedin?
Hayır.

Schreber fiks (daha az sayıda okuyucuya)

Turancı filolojisi ayrı bir şey, ümmetçi filolojisi ayrı bir şey, Güneş-Dil sapkın teorisi müptelası olmak apayrı bir şey. Hadi bakalım! Şiir takip ediyorum ya bu bir mucize! Şiir hiç okumam çünkü hele uzun tarih şiirleri. Bir şeyler olmuş. Türkiyeli edebiyata dair bir şeyler olmuş.

23 Haziran 2016 Perşembe

Schreber'e

Tamam. Tamam. Hep beraber Duyun-u Umumiye şeklinde Schreber'iz ve batıyoruz. Bu geceki his bu. Normalde empati kurmamayı öğrendim. Geç de olsa.Ama bazen hissi ağırdır. Ahşap boyası dökülmüş, konstrüksiyonu çöktü çökecek büyükçe bir yalı gibi. Yalı severim ben çok. Bir ara ödev hazırlamıştım. Çok eğlenceliydi. En büyük yalıda oturmak zorunda kalan batıyor. Bir de üç dört kişiyse. Tam Gürpınarlık. Daha doğrusu Fatma Aliyelik sanırım. Ben sevememiştim. Pasaportumu münasip bir tarafıma soksam iyi olur sanıyorum. Hakikaten birey yok, yapı var. Bir yandan da Salem. Bu geceki hissiyat bu. Sanıyorum uydurduğum mavallara kandığım bir akşam. Ben bunları anlattım birileri de not etti. Maval filan da değildi. İnsanlar da sadece hatırladılar. Kimse sıfırdan dinlemedi. Hortladık. Bizden hortlak olur, başka da bir şey olmaz. Kalanlar da küçük burjuva olurlar. Millet de uyanık anında "gelin". Gelin olunca ayrımcılığa uğruyor bir de batağı görmüş bataktan tam vaktinde elini çekiyor. Bence batak daha eğlenceli. Didon Paşanın kızı diye dalga geçtiklerim dahi hortlak. Tamam. Nokta. Ya da değil.  Normal bir kadının hissetmesi gerektiği gibi hissedemedim. Sadece kökleri kurumuş (kurmuş ne yahu?) bir ağaç gibi hissettim. Artık insanlarla değil yapılarla empati kurduğum için durum daha da korkunç. Kısacası ne yapmam gerektiğini bilmiyorum. Artı eksi bir his değil. Boş boş bakan ve soran bir his. Mana veremiyor filan. Kalanlar da dışarıdan fıstık filan atıyor. Onlara da boş boş bakmak. Zor zamanda "gelin". İyi misiniz? Nabizade Nazım Zehra kontenjanları verir. Böyle bir gelin yok. Bu resmen yabancı damatlıktır. Yanındaki akrabası da mare nostrumun tam ortasındandır. Trablusşam diyince Libya diyip diş gıcırdatmasını biraz bilir. Bu yaştan sonra kim yer kavramsal transseksüelliği.

Schreber'e (nasılsa herkes okuyor)

Merhaba,
Öylesine yazıyorum. Anlatmak istediğim şeyler vardı sanırım. Fakat unuttum. Savaşı hybris bitirir öyle değil mi? Bana da öyle geliyor. Karakterlerin hybris'leri. Tek karakterin değil. Benim hybris'im utanmamak olacak. Utanmıyorum. Bu yaştan sonra değiştirebilirler mi? Bilmiyorum. Neyse çok salak bir mektup olmuştu. Görüşürüz!

Schreber'e (kamuya)

Merhaba,
Teknoloji çok hızlandı. Hızına yetişemiyoruz. Takipçilerimiz, komşularımız bizden her zaman iki adım önde. Artık hangi mesajı depoluyorum, hangisini kamuya açıyorum (veröffentlichen) o bile fark ediyor. O yüzden, artık hangisi eline ulaşırsa. Zaten depolama tekniğinden böyle bir sonuç bekliyordum. Hep senin yüzünden diyeceksen, bunları da sorguluyorum. Biliyorum. Sanki tüm soruların cevabını biliyorum. Yani bu minvalde. "Kekeleme"? Hayır, Söz'ün dahi yavaş yavaş tükenmeye başlaması (okur teknokratlaşması). Kekemelik değil, tekerrür etme (Trieb). Hemmung ya da inhibisyon.  Çok suçladım, sonra çok daha ağır suçladım. Hala da suçluyorum. Geri kalanını da suçlamıyorum yakınımda olmadıkları sürece. Çoluk çocuk işletmiş. Bizim başımıza sık gelen şeyler bunlar. Bizim gibi Titanikleri ufaklıklar çok işletir. Bu kadar basit. Her yeni teknolojiye karşı yeni bir teknoloji. Takipte olan benim zaten. Suçladım ve takip ediyorum. Bizim hiçbir zaman yalnız konuşacak vaktimiz olmayacaktı ki! Biri telefonunu açardı. O yüzden bende kusur bulma. Ben de bir noktadan sonra sen de bir kusur bulmuyorum. Yalnız Mavi Ay'dan daha heyecanlı bir dizi olduk: Kayyum (sit.com). Kesin İngiltere'de çok tutar. Sevgilerle.

21 Haziran 2016 Salı

Bir deney

En az bir hafta boyunca ilaçlarımı Akinetonsuz aldım. Zira Akineton büyük ölçüde kas gevşeticidir, ama prospektüsü okumamıştım. Uyku düzenim bozuldu. Fakat uyku düzenim bu saçmalığa zaten bozulacaktı. Müziği bırakamadım. Hiçbir şey yapamaz hale geldiğimde uykum başıma zıpladığında bile müziği bırakamadım. Bu deney de böyle oldu. Şimdi uyku düzenimin yerine gelmesini bekliyoruz.

20 Haziran 2016 Pazartesi

Schreber'e

Evet. Adamın bir de ağabeyi vardı, kendisinden bir ya da iki yaş büyük. Mühendislik okuyordu. "Sabah uyur bizim gibi değildir" derdi. Zaten öyle oluyormuş üniversitede sonradan öğrenecektim. Kuzenimden bahsediyorum. İkinci dereceden kuzen olunca böyle tuhaf bilgiler oluyor. Dedesi senin de deden. Kuzenimden bahsediyorum. Bacımdan değil. Bacım Murad Han'ın kızı ve gelini. O alakasız bir vaka. Neyse Osmanoğlu Mehmed Han sonrası Murad Han sonrası Hamid Han. Orhan Kantakouzenos kaçtı. Orhan Orhan'a kaçtı mirim.

Bu Zeus-Hera'ya iyi erdim ama. Hera Rakel (Herakel). Kadının öfkesi burnunda, Hephaistos'u Olympos'tan aşağı sonsuzca atıyor. Hephaistos olsam da ben de bir uçup gitsem de diyor. Çok bunalmış. Zeus da çapkın sırtını dönmüş, Ganymedes peşinde. Ganymedes'e bir de Hephaistos demiş durumu kurtarmak için. Yoksa bu kötü kalpli kadın her an her şeyi yapabilir. Herakel. Çok da kıskanç bir kadın. Kuzen bilir. Çok kıskançtır. Uyanıkmış ama bu Ganymedes durumuna. Yoksa Pantheon Olympos'tan komple akabilir. Zeus ile Hera çifti. Ne bayık tipler ama. Zeus'un aklı baldız Pandemos'ta. Herakel hiç sevmez. Oysa o da ayrı bir Pandemos. Genç kadın sonuçta.

19 Haziran 2016 Pazar

Schreber'e

Saygıdeğer Herr Daniel Paul Schreber,
Neden Schreber biliyor musunuz? Freud'un bir gençlik fotoğrafına bir bakın anlarsınız. Zaten kimse de Sigmund Freud'un Kahire'den geldiğini düşünmüyordu. Yahudi tabii. Zor o devirlerde çok. Şu an Olgu Öyküleri'ne bakıyorum. Fotoğraf şak. Oryantalist olası geliyor insanın.

Öptüm.

Ptah'a

Ptah'a,
En güzeli vefat etmiş akrabalar fenomenolojisidir. Anne tarafından dedeniz ile babaanneniz önceden tanışıyor muydu? Babanız ile anneniz tanışmadan önce. Surat yapılarına bakıyorsunuz. Etnolojiler tutmuyor ama. Babaanneniz Slav Gürcüsü. Anneniz gerçek bir Cermen. Artık Yahudiliği bile üzerinden sıyrılıyor. Nasıl beceriyorsa? Biz o Yahudiliği toplayana kadar kırk takla atıyoruz kadın saf kan 4. yüzyıl Cermen'i. Tacitus görse ne hissederdi? 359 yılında Prusya'ya bırakmışlar. Oradan emekleye emekleye İstanbul'a varmış dedem ile anneannemi 3 yaşında buluvermiş. Yıl olmuş mu 1957! Bir de bakmış anneannem de Alman Yahudisi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı. Babası da İtalyan Yahudi (matbaacı ama aslında gizli editör ve kitap çevirmeni, bir de Hörspiel koleksiyonu var) bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı. Annem Balkan Savaşları'nı bilmez. Fakat Platonik Şerare'yi (bildiğin çevirisi Elektra) çok iyi tanır. Bu kadın da kendisinin arkasından bir güler bir güler. Annem dışında hepsi Çengelköy Mezarlığı'nda.  Daha doğrusu babaannemin yeri Çengelköy Mezarlığı değil. Şerare Ninemi özlüyorum ama çok. O bile "bokunu çıkardın" derdi herhalde. "Domuz/domus" da derdi.

Sana niye bu acımasızlığı yaptım? Hayır, bir acımasızlık yapmadım. Çok yıllar olmuş. Ölenle ölününce çok eğleniyor insan, onu hatırlatmak için anlattım. Tacitus Seher ile annesi Sarah ile kızları Rakel'in kayınpederi, Davut'un üst soyudur ve bir aşiret ya da boy öncesidir. Bak gerçekten çok eğleniyorum. Herkes can sıkıntısından patlasın diye eğleniyorum. Sen de ölenleri bir hatırla! Ölenlerin arkasından takılanları. Sonra ölüm olduğunu hatırlayınca "ölüm" masalları anlatanları. "Ben panik atağımı yendim Kıvanç." "Ben de bu aralar paranoyak hissetmiyorum." Bir yalanı yaşıyoruz zaten. Elealı Zenon olunca da bu bir sıkıntı değil. Sonunda ben de istediklerim için mücadele vermeyi öğreniyorum. İstemediklerimin peşinden koşmak yerine. Fuzuli Sofizmi. Merhumla müteneveffa ile her şey kolay. Her şey destan. Lacuna diye bir kelime vardır Latince, zaten bilirsin. Boşlukları ister istemez yanlış dolduruyorsun, yani doğru.

saygılar.

Schreber'e

Merhaba Herr Daniel Paul Schreber,

Şu an elimde tuttuğum kitabı tahmin et: Freud, Olgu Öyküleri. İçinde Schreber de var. Payel Yayınları. Hayatta satın alamazsın. Satın alabiliyorsan Türkiye Cumhuriyeti diye bir devlet hiç olmamıştır. Son dönem Osmanlı da. Kitapta Schreber'in ön ismi asla verilmiyor. Wiki'de Daniel Paul Schreber diye geçiyor. Bayağı yakışıklı bir adam. Genelde hayatta alıntı yapmam. "Senin hiç utanman yok mu?"nun kibarcası bir şeyler sormuştun. Yok. Niye olsun ki? El alem gitmiş Kama Sutra heykelleri yapmış utanmamış ben mi utanacağım?

Dur alıntı yapıyorum: "Tüm bunlara karşın yine de patolojik kökenli ve kendilerini bütün bir sistem haline getirmiş düşüncelerle doludur, bu düşünceler az ya da çok sabittirler ve dış gerçeklerle ilgili hiçbir nesnel değerlendirmeye ve yargı aracılığıyla düzeltilmeye elverişli görünmemektedirler." Yani Neo-Kantçı olsam imkansız cümle derdim. Şunu eklerim ama genel ahlakçı bir önermenin aşırı bilimselleştirilesi. (Daha komplike bir şey de olabilir). "Niye bir kadın akrabana, bir kız arkadaşına hayatın genel geçer gerçeklerine dair fikir danışmıyorsun? Niye baba sözü dinlemiyorsun?" Babamın benimle ciddi bir iletişim problemi olduğu açık. Bunun sebebi de inşaat sektöründen hiç hazzetmiyor olmam. Bu kadar. Babamla başka bir problemimiz yok. Fakat babamın çok sevimli müteahhit bir arkadaşı var. Tipik bir  Laz. Çok tipik. İkisi çok matrak görünüyorlar. Bir de başta çocukcağızdan korkmuştum. Benden en aşağı 5 yaş küçüktür. Saçı da erken ağarmış. Evlendirsek de mürüvvetini görsek. (Evli değilse orada burada tabii). Adı da Murat. Biliyorsun benim ikiz kardeşimin adı da Murat (gülüyorum artık). Bence de Schreber okuyup ne yapacaksın? Benim Schreber'e yazdığım mektupları oku. Bence asgari ücretin 300 TL üstünde de para harcama bireysel olarak. Saçmalık! Becerebiliyorsan. Kredi kartı da kullanma. Becerebiliyorsan. (Kredi kartı sistemini de çözdüm. Bir bu eksikti. Eyyubiler diyorum ve gülüyorum. Hiç ilgilenmezdim zamanında. Benim yüzyılımda yaşamamış Eyyubiler. Nasıl ya? Haçlı Seferleri diyip durdun. Coğrafya tutmamış. Nasıl tutmamış? Tutmamış ya. Tutmamış işte.)

Schreber VII

Schreber Almanmış. Ben Avusturyalı sanıyordum. Olabilir, Alman olup Avusturyalı bir psikiyatr, hipnozcu ve psikanalist kadrosuna görünmüş olabilir. Çok yakışıklı bir adammış. Senin kadar olmasın. Sahi, sen kuzenimle yani Franz Jozef olan kuzenimle tanışmış mıydın? Tanışma daha iyi. Çok deontolojik bir adam. Oldukça. Gizli filolog ve gizli filolog hamisi olduğunu tahmin edince şaşırmadım.

Bir reklam seyrettim içim karardı. YapıKredi Bankasının Babalar Günü reklamı. Bir tane kız çocuğu bir çocuk için babasını liseden beri görmediği için çok üzülüyormuşmuş. Aman canım cicim. Biz böylelerine 'götü boklu firavun kızı' deriz. Canım sıkıldı ama. Biri kuzenime iftira atıyor. Ya da kendisi kendisine Schreber diyor ve başkasına Franz Joseph diyor. Bu bir klişeydi bir iki ay önce. Şimdi işletiyor çocuklara bağla geç gitsin. Yine de. Bu adamın suratı sana çok benziyor. Tıpatıp değil, ama epey benziyor. Aman neyse! Zaten endişelenmekten ziyade expository writing derdim. Şu an pakt yüzü görmek istemiyorum.

Dur matrak bir şey. Eski bir arkadaşım vardı, Meteor Turgay. Hala mesaj attığında merhaba diyorum. Suriye'ye tatile gitmiş ve bir tane Ermeni köyü fotoğrafı çekmiş. Ama nasıl Grek basilikası yapı, yani Ermeni mimarisi çok bellidir. Ne yazık ki Tiflis'te de bellidir. Bu adam bir mucize! Üç günlük tatille beş yıllık iş yaptı! Bana da gel demişti de. Annemi yalnız bırakmamam gerekiyor. Kadın çok sıkıcı bir tatil yapmak istiyor bu aralar. Keyfi yerinde olunca da ondan güzeli yok. Şimdi kemoterapi yüzünden saçlar dökülüyor, çok sevimli. Deli gibi! Hiç kompleksi de yok. Eğleniyor. Civciv kafası gibi resmen. Ondan güzeli yok. Oscar Wilde'la ilgili bir kitap okuyor olması can sıkıcı. Benim annem çok kitap okumaz çünkü. Az okur. (En korkuncu) Bir de YapıKredi Yayınları. Bir de Oscar Wilde bariz biseksüel olarak geçiyor. İngiltere'ye ağır hezimet. İngiltere için Oscar Wilde prototip gey'dir çünkü. İyi değil. Sıkıntı. Büyük halam da bu saatten sonra 'geylere' karşı doldurmaya çalışıyor. Komik. Herkes Freddie Mercury hayranı olduğumu biliyor. Herkes. Dublin'e taşınsam da. Bakalım ben bugün sana daha yazarım.


Schreber VI

Her zamanki gibi tüm masumiyetinle anlamayacaksın. O masum hallerini hiç unutmam. Samimi masumdur ve anlamaz. Bunu da anlamayacaksın Schreber. Annemin kendine seçebileceği tek damat var aslında, kalanları beğenmez. Doğu'dan gelse ayrı beğenmez, Batı'dan gelse ayrı beğenmez. Seçim yine çok iyi. Bu kadın her şeyin bir numarasıdır. Karakter öyle. Tipik bir Cermen kadını. Öyle annesi gibi Charlottenburg kokoşu olmayı sevmez. Sevmemiştir de. Hiçbir zaman. İhtiyacı yoktur.

"Bunları biliyorum zaten." Anlamadığın şeyler var canım. Sana bin kere Byzas'tan bahsetmeye çalıştım. "Eee, tanışıyorum zaten. Önemli olduğunu da sanmıyorum." Belki de. Hikayesi iyi ama. Bayağı iyi. Bu adamın Michael diye bir kankası var. "Hala var mı o kanka?" Mecburen canım. Yoluna çıksa kafanı mı çevireceksin? "Çevirmezsen de bir merhaba der geçersin. Bu kadar mı zor?" Bilemem. "Nasıl bilemezsin?" Bence bir noktadan sonra seni de ilgilendirmeyebilir. "Nasıl ilgilendirmeyebilir?" Bilemedim. Sen mantıklı düşünmüyorsun. "Bunun adı mantıklı düşünmek değilse mantıklı filan düşünmek istemiyorum. Onca yaptıklarından sonra?" Tam da senin tam desteğinle. "Şantaj mı bu?"

Hayır. Sorun bu değil. Umurumda da değil. Herif birinci sınıf aktördür. Çok kalite bir dizi film çekse de oynasa. Biz de seyredip end result alsak. Hikayesi iyi. Ayrıca akraba olma ihtimali çok yüksek. Yani annemin birinci ya da ikinci dereceden kuzeni olmayan kuzeninin ve anne tarafından dedemin yeğeninin akrabası gibi. Sima çok benziyor. Sadece benzerlik de olabilir. Fark etmez! Ama Yahudi demem, çok Rum suratlı bir yandan da. "Ne diyorsun? Ne anlatıyorsun sen ya!" Yani ben bir Hektor değilim bu Byzas'a. Achilleus da olsaydım kasıp artık düello filan istemezdim. İnsan bir kuru özür de dilemiyorsa bu koşullarda... "Kimse dilemedi." "Evet. Kimse dilemedi." Neyse, bu adamın olayı Hektor'un kardeşi Byzas olması. O kadar. Tabii arada Nahid Sırrı Örik Kıskanmak'ın Nüzhet'i de oluyor, ama o kadar genç değil tabii. Onun da ismi şişiyor. Ptah'ın aksine şişen isimlerin içi karakterle doluyor. Artık Roderick Usher değil ama. O günler geçti. Salih Güve hallerini hiç beğenmedim. Hırt bir herif. Tabii o kadar iyi aktör olmak için hırt olmak lazım. Başka türlü olmaz. Hayatta kaçacağım tip değil kısacası. Fakat hikayesi çok iyi. Zaten senin bozuk çaldığın şey de bu. Senin "yerelleştirdiğin" isimleri ben gelip bu kapıdan yine Bizantinize ederim. "Bu muydu derdin! Oooofff! Buyur, tamam. Esniyorum."

Schreber V

Aslında bebeğim ya İsfahan'da yaşıyorsun ve insanüstü iyilikte bir performans sergiliyorsun ya da Kanada kredi notunu B +'nın altına düşürdü. Sence de iyi niyetim üzerinden biraz fazla oynamadın mı? Annemi -yani biyolojik annemi, beni değil- unutuyorsun. Ben burada tek başıma  30 sene ağaç olabilirim, bir sıkıntı yok. Sabırlı bir insanım. Fakat üç ay sonrası için planlamaya çalıştığımız tatil şimdiden iptal söyleyeyim. Kadın çok sıkıldı. Tatile çıkmak istiyor. Benim istemediğim ve sıkıntıdan patladığım bir yere. Tabii bu tatile şu ya da bu şekilde çıkılacak, fotoğraflar da ben isteyeyim ya da istemeyeyim paylaşılacak. Millet gülsün diye tabii. Sorun bu da değil. Sen benimle bir çay-kahve içene kadar benimle tatile çıkan annem üç ay sonra nereye gitmeme izin vermeyecek -manik depresif olma bahanemle- İzmit'e bile gidemeyeceğim. Bu kadın yüzünden hiçbir yeri gezemiyorum, ama gerek de kalmadı. Bir Aksaray-Laleli-Eminönü bitti. Oralara izin veriyor sağ olsun! Yalnız gezmek çok eğlenceli. Zaten gençliğimizde konuşacak her şeyi konuştuk. Matematiğine hayranım ama! Kendi matematiğim de fena değil. Mecburen. Hayatta kalmaya çalışıyorum. Beyhude bir çaba! Annem (biyolojik annem, ben değil) torun istemiyor. Kesin! Kesin bilgi. Dolaylı yoldan değil, açık ve net biçimde sapkın bir deneyi bitirmek için (içinde kalmış kadının, zorla 22 yaşında uçurmuşlar bizim hainler) son derece dikkatli ve diligent biçimde çalışıyor. Her genç kadın gibi annesine (bu durumda Sarah) küfrediyor. Annesini aşmaya çalışıyor. Zaten annesini aşabileceği tek nokta da bu. Ağaç yetiştirmek. Aşmış gibi de görünüyor.

 Bu kadar, kişisel alma. Kim gelse gıcık kapacaktı. Bana hava hoş olur mu, sonunda üzülür müyüm bilmiyorum. Rakel'e bile küfrettiğime göre olmayabilir. Bakalım. Romantizm o kadar bitmiş ki bu romantik bir durum. Tarihsel olarak da edebi olarak da.

Schreber IV

Yok harbiden sıkılmışım. Bu mesafeden bile sıkılmışım. Zavallı Schreber! Ne yapsa olmuyor. bir de kayınpederini görseniz. Adamcağız ne yapsa olmuyor! Eh, kayınvalide de tam o gıcık tiplerden. Daha da beteri. Yanına bile varılmıyor. Gelin de annesine bir yapışık, sümük gibi. Fakat adam da anlamış meseleyi kafasına göre bir matematik tutturuyor. Her zaman yaptığı gibi. Fakat bu matematik de ciddi güven sıkıntısı yaratıyor, karşılıklı. Her zamanki gibi. Problemler daha şimdiden kronikleştiği için çözülmüş bir yandan. Görseniz 80 yaşında dedeyle nineden bahsediyorsunuz. Sıkıntı belli: Lidyalılarla Frigyalılar. Vay sen bana üç kilo sikke verdin ben senden sadece üç bakır sikke istedim, yok sen vıdı vıdı bir bitmedi çenen. İkisinin de başına taş yağsa çift olarak gömüldüler şimdiden. Taş olarak. Ağacı geçtim, taş olmuşlar zavallılar. Ah, Schreber! Zamanında geri zekalıymışsın ben ne yapayım? Sırtımdan şiş (alın teri de demiyorum sırt, timsah sırtı) sonra gel o paraları burnuma sok. Belki de sızıntı yaptılar. Sen öyle saçmalık yapmadın. Fakat yapmamak gibi bir lüksün de yoktu tarihsel olarak. Salaklık! Herkes yapsa kaç yazar, üç kişi yapsa kaç yazar. Hepimiz gazozcuyuz. Gazoz ağacının dibince kim elmacı teyze olmak ister ki! Gazozcu en komiği. Üç aşağı beş yukarı da aynı iş. Sanıyorum zaman da böyle böyle geçiyor.

Güvensizlikler de bir abes. Sen Londra'da otur ben Dublin'de oturacağım. Dublin Davut'a Davut da Davut yıldızına. "Seni Freddie Mercury filan mı yolladı? Samimi soruyorum." Narsistik cümle değil, şizoaffektif paranoya. Hezeyan üst safha. Güvensizlik bile bu kadar komik olunca çok güvensizlik olamıyor. Diğer çocuklar da ihtiyar kadını işletiyorlar. İşletir çocuklar. Öfke var tabii. Had safhada. Sonuçta kimse anneannesi gibi Sarah olmak istemiyor. Rakel yeter. Rakel'e bile öfkelenmiş. Niye bu kadar stokta tuttun? Bir de dünyanın şamatasını kopardın. Ben de yaşadığımızı gençliğimizde yaşamışız artık. Ne kadar güzeldik, ne kadar yakışıklıydık ve ne kadar enayiymişiz diyorum. Kızacak birtakım kadınlar bulmuş gibi görünsem de esasen onların papalarına çok ama  çok kızıyorum. Schreber, bunu anlamaz. Yok, çok kızdım. Bu kadar geri zekalılığa çok kızdım. İnsanlar bir insan gençliğinde mutsuz olsun diye bu kadar organize biçimde bilimsel deney yapamaz! Artık fark etmiyor. Ağaç bile değiliz Schreber. Taş olmuşuz taş.

Sen de Sokrates gibi gezin dur. Durumu anlamaya çalış! Araya kaç hanedanlığın kaç taret bezi tutucusu ibrikçibaşı bürokratı... Yok bugünden bile bahsetmiyorum. Düne dönüp retrospektif olarak küfrediyorum. Sürekli yanlış matematiği tutturan doğru matematikçi Schreber. Yanlış kadınlardan akıl aldığı kesinmiş. Adam da ayan beyan söylemişti "eski kız arkadaşım aldattı". Ayakta uyu! Sahil şeridi de ortada. Gizli bürokrat kadının gizli bürokrat biyolojik annesi ikinci dereceden üstsoy akrabam, kendisi de ikinci dereceden yansoy akrabam. Zavallı Zarrab'ın bizim yüzümüzden çektikleri. Anlamadım Schreber. Yıllarca anlamadım Schreber. Sen de yıllarca anlamadın. Sorun ne anlamadın. Birincisi, bir noktadan sonra aslında hiçbir sorun yoktu. Çok iyi vakit geçiriyordum. Daha o zamanlardan epey geçkince bir tip olmama rağmen. Ama sürekli çok üzgündüm ve çok gülme krizi geçiriyordum. Sen de bir merak edip psikiyatrıma bakmışsındır. Kim bu adam diye. Öyle miydi? Sahiden, öyle miydi? Bilemedim. Merak da etmedim. Gazoz ağacı merak etmez. Her neyse! Senin o zaman anlamadığın şey, annesiyle dertleşen tiplerden değildim. Yakın kadın akrabalarıyla da. Kuzin de her zaman kuzindir, kim kim olursa olsun. Ya da bunları biliyordun ve Yahudi olmadığın halde Rakel-Sarah deneyi peşinde miydin? Arkadaşların daha yakın zamanda sık sık söylüyordu "Git bir konuş kadınla istersen." Yok. Korktun. Aslına bakılırsa ben de korktum. Kazık kadar adamlar çoluk çocuğa eğlence olduk, bekliyoruz. Bir yandan Matrix II'nin sahnesine bak korkulmayacak gibi değil ilk bakışta. Fakat sonra şunu diyor insan: "Bu kalabalıklar tarih. Ne yapmalarını bekliyordun?"


18 Haziran 2016 Cumartesi

Ptah

Ptah'ı tanıdığımda henüz Ptah değildi. Sadece ortaokulda doğru kitapları okuyan çocuktu. Ben de ilkokulda çok kitap okuyan çocuktum. Annem beni sosyalci olarak yetiştirmişti, onun annesi onu fenci olarak yetiştirmişti. Çok iyi kalpli, çok tatlı bir annesi vardı. İkimizi de çok severdi. Kızının matematiğinin çok iyi olmasıyla övünürdü. Bir de çok gülerdik. Fazlasıyla saatlerce herkesi çok acımasızca çekiştirir yerin dibine vurur uyku nedir bilmezdik. O yüzden bugün gelinen nokta doğal. Aslında ne artı ne eksi. Sıfır toplamlı oyun. Alfabe şoku yaşadığım doğru, ama uzatmayacağım. Ayrıca güzel de bir şey! Çok güzel bir şey! Grek alfabesinin 10. yüzyıldaki serüvenini filan düşünüyor insan.

Alfabe demişken, kendisi Anna Komnena olabilir mi? Evet. Ioannis Komnenos olabilir mi? Evet. I. Manuel Komnenos ya da II. Manuel Palaiologos olabilir mi? Evet. Zira o Ptah. Karanlık bir güç, ama sıfır toplamlı. (...) Kim öyle ki? Kim neden öyle olsun ki? Kimin gücü kime yeterse! Gaddar bir dünya. Fakat matematikle ve tarihle daha güzel. Karakterler sadece kelimeye ya da kavrama dönüştüğünde bu özel isimlerin hepsi olabilir. Mantıksal çıkarımlarla hangisi olup olmayacağına kendi karar verecektir. Zaten özdeşleşmeden ziyade "Birey yoktur. Yapı vardır." felsefesini benimsemeyi tercih edebilir. Ptah. Ptah ben değilim.

Bacım Deme Kardeşim

"Bacım Deme Kardeşim Bacın Çıkar" demişler. Çok kötü dedikodunu yapmışım. Ayıp seviyesinin çok üstünde. Sen de muhtemelen hepsini okudun. Arkadaşlarınla ya da yoldaşlarınla birlikte. Samimi üzüldün. O zaman doğru yoldasın. Ben matah bir demuazel olduğum için değil, sistem çok gaddar, acımasız olduğu için. Arada hepimizin samimi üzülmeye ihtiyacı var. Şahsen ben baba tarafından dedemin Müslümanlaşmış ya da Müslümanlaştırılmış Ermeni olduğunu unutmasam iyi olacak.

Tahmin edersin, adama çok küfretmiştim. Tuhaf tuhaf işler birader! Şimdi kendime Gomidas diyorum. Bir bu eksikti! Şahdım şahbaz oldum! Kardeşim sen yüzüne çok dikkat et emi! Bu kadar da benzerlik olmaz! Tamam sen sıska bir adamsın. Biraderin de şişko bir adam. O Gürcü meselesi çok hassas. Babaannem hayatında çok sıkılmış, bunalmış bir kadındı. Çook! Her Rabbimin günü de dedeme nezaket sınırları içerisinde küfrederdi. Biz dedemi Kürt sanalım diye, sanırım. Fakat dedem ayan beyan Gregoryen Ermeni'ydi. İşin Müslüman'ına Hıristiyan'ına girmiyorum. Gerek yok!

Gürcülük? Yahudilik gibidir kısmen. Kadroyu toplar oradan oraya bir açılır bir kapanırsın. Fakat Yahudiler ethnos kimliklerini genos kimliğine çevirebilme gücüne sahiptir. Tabii babaannemin babası Osman Acara ile babaannemin tipi hiç benzemezdi. Şimdi Menşevik Gürcistan'ına ne oldu? Fotoğraflar nerede? İşin tuhaf tarafı kardeşim bir suratına bak yahu! Gregoryen de değilsin şimdi. Ben de değilim. Katolik misyoneri de değilim. Senin Müslümanlığına Hüdavendigar demem de ayıp olmuş. Yine de takipteyim. (...) İyi bari. Ben Avusturya'nın neden mültecilere bu kadar açık olduğunu geç anladım. Yoo. Zurnanın zırt dediği yerde kişisel almıyorum. Gomidas neden kişisel alsın? Kral mı? Süleyman mı? Görüşürüz cicim!

Harun Reşid Schreber

Eh, hava karardığına göre hafızamızı bir biçimde harekete geçireceğiz. "Amma enayiymişiz be!" kısmını tarihsel olarak inşa etmek ya da melankolik özdeşim (kaldıysa eğer!) "Amma dolandırılmışız be!" Bu adam ne zaman devreye girdi? Ben 2002 yılında intihara teşebbüs ettim, yok 2001, hastanede birtakım işgüzar kadın doktorlar bana ellerinin tersiyle tokat attı. (Şımarık, cahil, küçük burjuva, şişko Milo Venüsü röprodüksiyonu emretmiş zahir! Üstüne bir de estetik operasyon geçirmiş, hayattan döndüm balçıklaması çevirmiş. 'Hizmetçi arkadaş' modelinin mimarı Hollanda kaçkını küçük burjuva ya!) Bir de saf kömür içirdiler. Bu bilgi bana bir ömür yeter! Son kertede saf kömür içiriyorlar. Bu hayat bilgisi bana yeter de artar bile! Sonra bir kere daha intihar ettim. Bunu kimse bilmez, çünkü çok başarısızdı. Ben bile güldüm. Kusma ve kaşıntı. O kadar.

Her neyse! Hakikaten amma enayiymişiz. Kim olursa olsun, nereden gelirse gelsin! Gençlik işte! Neyse ben intihar ettikten, hastane ziyaretime THE-SHE ile biyolojik annesi ve teyzesi gelmedikten kısa bir süre sonra (münasip bir tarafımda değil, ama hayat işine geldiğinde bahaneler yaratmaktır!) bu adam birdenbire Felsefe Bölümü'nde belirdi. Değişik bir yüzü vardı. Epey değişik bir yüzü vardı. Bugün bireysel alamıyorum. Üzgünüm Joseph Conrad gibi antropolojiden dip yapacağıma, Levi-Strauss etnolojisine balıklama daldım. Bu adamı neye beğendiğim çok belliymiş. Yüzünü ve tarzını beğenmişim. Gençken rüküşlük de yapılmıyor tabii. Belki bugün de yapılmıyor da çevre rüküşlerden Rüküş Rabialardan batmış. Kıskanmak? Kendi hesabına ve samimiyetsizce, evet.
Kıskanmıyorum, dürüst olmak gerekirse. Bu sefer fedakarca da değil. Muhtemelen o zaman da değildi de ben farkında değildim. Evde kalmaya çalışıyordum. Sonra niye ben evde kalıyorum diye üzülüyor ve 'fedakarlık' yapmaya çalışıyorum ve samimiyetsizlikle suçlanıyordum. Muhtemelen.

Bunu şimdi neden yapıyorum? Tasfiye etmeye çalışıyorum. Ömür boyu tasfiye etmeye çalışıyorum. Tarihsel olarak yapıları doldururken açıkçası Schreber'in acıları bile beni ilgilendirmiyor. Yolumda cahil ve işgüzar kadın istemiyorum o kadar. Etnolojik olarak cahil kadın üreten yapılar varsa onları da istemiyorum. Soyun kırılırken alfabeni çalanlar tabii ki bu gruba dahil değil! Şapka çıkardım. Samimi. Tüm sistematiği açıklıyor çünkü. Etiyopya'ya kadar!

Canım. Tasfiye edeceğim de. Bazı kadınların suratını bir ömür boyu görmeyeceğim. Komşu rüküş Rabialar! Ne yazık ki akraban için bu geçerli değil. Zaten komik de! Bakar bakar gülersin. Fakat Rüküş Rabialar çok fazla, "işten çıkarılmaları imkansız" rüküş Rabiaları görmeme özgürlüğü. Hiç. Gnostik Patrikhanemi kirletemeyeceğim. En pahalı pembe istihbarata gitsinler bol bol anti-depresan içsinler. Zavallı annem! Zavallı Yugoslavya ruhlu annem ve bu Hollanda kaçkınlarının olmayan ruhları. Aslında var! Yaşlanacakları zamanı bilemiyorlar. Sistem tam da bu Rüküş Rabiaların (en güzellerin en Menşeviklerin) yaşlanma zamanını bilememeleri üzerine kuruluyor. Yoksa "kutsal" annelik bahane! Sistem yaşlarını bilmeyen Rüküş Rabiaların sistemi! (Benim için bile. Schrebersel bir özdeşim kuramasam da).

Kusura bakma be cicim! Seni hatırlayamadım. Araya çok Rüküş Rabia girmiş anlaşılan. Zamanında kıskanmazsan (evde kalmak istersen!) olacağı bu. Yargılamamak lazım. Odalıklar imparatoriçe olmuş, böylece kuzen Franz Joseph'in taret bezi olmuş. Sistem bu kadar basit. Hem de en aşağılık biçimde. Adam elini bile sürmemiştir çoğuna. Ne kadar yabancı o kadar iyi! (Benim için sadece iki geyik açısından geçerli). Onlar da Mussolini'nin ve Berlusconi'nin temsili olmaya çalışıp benim etnik milliyetçiliğimin ekmeğine yağ sürmüşlerdir! Görüyorsun cicim, senin Schreber olman çok güç bu gece. Özellikle sekiz senelik ergenlik arkadaşım olan kuzenim Franz Joseph'in de "Ben niye Schreber olmayayım ki?" sorusunu sormaması üzerine çok zor.

Hayır, kuzenim Franz Joseph hakkında pek tahmin yürütemem. Kendisini tanıdığımda çok küçüktü. En son gördüğümde de (1998). Ayrıca çok uzun konuşmazdık. Bir noktadan sonra gerek de yoktu. Dedim ya sistem Rüküş Rabiaların sistemi. Konunun benimle bir alakası yok. Kişisel almadım. Birey yoktur, yapı vardır. Sistem, bir üreme sistemidir. Menopozuma 11-12 sene var. Fakat bir çocuğun yetişmesi için onun sorumluluğunu alacak kişinin ondan çok da yaşlı olmaması kötü bir fikir değildir. Yani Rakel. Sarah deneyi düşünülmüyor. Rakel'in babası Yakup'un kayınpederidir. Yakup'un Külkedisine benzer bir tarafı olabilir. Kollontai da Anastasia'ya benzeyebilir. Anastasia proleterdir. Küçük burjuva "devrimleri" hayvan haklarına aykırıdır. Hem reel hem metaforik olarak. Hepimiz hayvanız. Bazılarımız daha hayvan. Bu salak kadın figürlerinin samimi olduğu tek yer var. Zaten ben de gençken bunun palyaçoluğunu çok yaptım. Yok, açık açık Schreber'i tuttum. Hatırlayamıyorum. Schreber, kuzenim Franz Joseph değil. Sanıyorum sadece Schreber'in Franz Joseph'i tanıması gerekiyor. Zaten, adamcağız da açık açık söylemiş "Ben kel alaka. Kendi zevcem var, çocuğum var vs." Tipine bir baksın ama. 10 milyon yıl sonra fark ettiğimde şoke oldum.

bacım deme kardeşim bacın çıkar II

Deminki yazı gitmedi değerli Castor. Ben Pollux. Hoşuma gitti bu durum yahu! Her neyse! Geçmiş yazılarımı elden geçirdim ve şu sonuca vardım: baba tarafından dedemi sistematik olarak inkar etme eğilimi. Dedem Gregoryen Ermeni. (kısa bir özür yazmıştım, ama gitti. Nasılsa bir özür dileyeceğim iki Hüdavendigar geyiği çevireceğim. Kesin. Stabil.) Fakat inkar sebebim bu değil. Çocukken Slav Gürcüsü olan babaannemden de çok kaçardım. Çok sıkıcı bulurdum onu. Sürekli şikayet ederdi çünkü. Sonra Alzheimer'den vefat etti. Şimdi bütün sırlarına vakıfım. En azından kendimi ilgilendiren kısmına. Benden hassasiyetle saklanan eğlenceli kısmına.

Gün geldi ben de babaannem gibi sürekli şikayet moduna geçtim, babaannemi sorgulamaya başladım. Evet. Babaannem melankolikti. Bugün çok nazik bir insan olan dedeme bu kadar yüklenmeyi anlamsız buluyorum. Yoksa olmuyor. Anlaşılmıyor. Dedem Bülent Ecevit'i çok severdi ve Bülent Ecevit'i mükemmel biçimde temsil ederdi. Yaşlılık günlerinden hatırladığım bu, birader.

Şimdi! Bende hiç Gregoryen Ermeni yüzü görüyor musun? Ermeni yüzü görebilirsin, ama Gregoryen Ermeni yüzü görüyor musun? Sapkınlığın derecesi bu. Had safhada retrospektif okuma yapmak. Tam karışımı bulmaya çalışıyorum. Bence İtalyan oranı çok yüksek, Yahudi oranı da öyle. Bu yüzden Alman oranı düşüyor, ama Slav oranı çok düşmüyor. Bilmiyorum, Slav oranı nasıl işliyor onu anlayamadım. Katolik olunca. Zaten doğal Stalinizm, osursan kuzenin çıkıyor. Sen '77 doğumluydun öyle değil mi? Kendi kız arkadaşları, belki de evladı ya da evlatları olan bir adam. Doğal olarak. Ben bile bunu söylüyorum 'doğal olarak'. Kazık kadar adam!

TMK Reformu şart. Herkes için. Samimiyetsiz Harun Reşid'e ya da sapkın Schreber'e ulaşmada TMK Reformu şart. Samimiyetsiz Harun Reşid'i taklit ede ede ben de samimiyetsizliğin dibine vurdum! Çok samimiyetsiz bir adam ya da sapkın. Zamanında anlasaydım bugün her şey yine bir ve aynı şeklide bu biçimde rücu edecekti. Yani daha iyi ya da daha kötü bir 'seçim' yok. Sadece Harun Reşid Schreber oryantalizmi bir de 'Gnothi Seauthon!' vaziyetleri. Sıfır kilometrelere hoş bakılmıyor. Çocukluk aşklarına da. Çok sıkıcı ve stabil. Birader, bunları niye anlatıyorum biliyor musun? Aslında bunları sana değil bacıma anlatıyorum. Tüm bacılarım hacı olduğundan beri bacı arayışındayım. Yok len! Onlardan hacı maçı çıkmaz. Hacı macı da çıkmaz. Tutamazlar. Tutmazlarsa tutmasınlar diyeceğim de! Böyle diye diye battık! 

Neyse sen İttihat ve Terakki'yi Sarıkamış Hezimeti'nden kurtardın herhalde? Ben şahsen formülü buldum. Kötü günümdeysem 1915 Soykırımı mı dedin, ben de al sana Gürcü Soykırımı dedim. İyi günümdeysem "Benim adım Gomidas. Ben Philosopher King olmak zorunda değilim, Ich bin ein Künstlerphilosoph." En güzeli! Hala gıcıldanıyorsan kadro arkadaşların seni işletiyordur, yoksa sen beni işletiyorsundur. Kolay gelsin!

Standart

Yok artık o bile aşırı sosyal gelmeye başladı. Benim matematiğim belli. Sürpriz de yok. Sürpriz varmış taklidi yapılıyor. Zevcimin matematiğinden pek memnun değilim tabii. Bu da bilinmeyen bir şey değil. Temcit pilavı gibi getiriliyor bin tane 'yanlış anlamayla' birlikte. Fikir değiştirirse geç kalmış olacak. Zira daha da asosyalleşmek isteyeceğim. Sorun ne? Bir, çocukları olmuyor. Neden? "Ekikiki ekiki. Çok basit." İkincisi, taraflardan birinin annesi ve babası evlatları evli değilmiş taklidi yapıyor. Neden? Zira evlatları kendileriyle birlikte yaşıyor.  Peki, durum bu kadar fecaatse bu kadın neden böyle davranıyor? Cevap basit. İnsanlara çok kolay güvenmiyor. Manyak mı bu kadın? Kaç yaşında? Nasıl yaşadığı da belli. Hayatında içki içmemiş insan da değil. Kimi kandırıyor? Kimseyi kandırmak gibi bir derdi yok. Mantık belli, matematik belli. Zamanında o kadar emek vermişim, şimdi emeklerimin karşılığını almak istiyorum. Bu yaştan sonra niye sıfırdan başlamak isteyeyim? Karakterini iyi bildiğin insan istiyorsun. Salakça bir mantık mı? Senden başka herkes öyle düşünüyor? Neden? Lydialıların yüzü gülsün diye. Lydialılar ne istediğini biliyor mu? Hayır. Ya da sen partisyonu yanlış yapmışsın. Bazıları gerçekten senin kötülüğünü istiyor. İyi niyet ya da kötü niyet önemsiz. Senin kötülüğünü isteyen insanların bir listesini çıkaracaksın:

1) Kronik olarak biyolojik baban. Senin kronik olarak kötülüğünü istemeye programlanmış THE-SHE'nin (biyolojik kuzinin, o ne yapsın gariban?) her daim gizli gizli yardım yataklığını yapan, buna bir ömrünü vakfetmiş, bu kadının aptallıklarına göz yuma yuma kendi evladını üvey evladı bilmiş bir baba. Standart baba. Kızının fiyatını başından beri yanlış hesaplaya hesaplaya kızının komple inşaat sektöründen nefret etmesine yol açmış. Kötülük yok. Sadece komedi. "Venedik Taciri". ("Ulan yuh! Adam her gün yemek yapıyor! Nankör!" Hakikaten nankörlük, bu nankörlük olmasa kör kalacağız!)
2) Schreber. Üzülme şekerim. Kuzen Jozef ile kuzin Elizabeth'in ortasında şakkadanak nikah memuru diye kalırsan onun çaresini de düşündüm. Hiç merak etme! Senin yerine bunu düşündüm!!!! Senin benimle diyaloga geçmene gerek bile yok! Bir Elizabeth'e Karl Jozef diyoruz, transit geçiş yapmak isteyen balık buluyoruz, sen Karl Jozef'sin diyoruz. Kuytuda Elisabeth'i yapıştırıyor (güzel güzel giydirip Instagram'ını alıyoruz) Franz Jozef'e şutluyoruz. Hala hım kım ederlerse mıntıkamızda TMK'yı basıyoruz. Biraz daha uzatırsan senden çelik soğuğunda soğuyorum. Mecburen. Sen de Franz ile tavla oynar bol düşeşle marsa kalırsın. Kaç Franz çıkarsa artık!
3) Malum THE-SHE. Anlatılmaz yaşanır.
4) Onun biyolojik annesi, teyzesi ve yüzde 75 oranda öngörülemeyen (Kredi notu B+'nın altı) biyolojik kuzenim ya da biyolojik kuzinimin biyolojik erkek kardeşi.
5) Gerisi çorap söküğü gibi gelir.
Sonuç: Biyolojik büyük halamın zevci olan biyolojik eniştemi kazandım. Büyük eniştem. Birinin de mantığı çalışsa bari. Yok, yok. Bu kapıda sıkıntı yok. Öngörülebilirlik oranı yüzde 51'in üstünde. Arada sırada hepimiz hepimize sıkıntıyız.
Buranın kalite iyice düştü. Valla iyice içe kapanıp bira öykü möykü yazmaya odaklansam ya! Roman yazmam gerekir belki bir gün? Tek başına roman yazmak zor iş, imkansız gibi. İyi bir editör bulmak bu devirde imkansız (yani editörler kötü olduğundan değil, editörler ziyadesiyle iyi). Valla güzel enteresan haremlik kurduğumdan beri iyice asosyalleşesim var. Zaten 52 kart. 53 müydü? Dört papaz, dört vale, dört kız, dört onarlık. 52. Briç bilmeye gerek yok: "breach" "bridge". Yeter. Civil Union'dan başlarız. Aaa, iki joker de var! Civil Union: Italy + Greece + Northern Cyprus. Bitti, birinci paktımız çıktı (1053 ve Türkçe enteresan bir sonuç. Henüz sonuç değil.) İkinci Pakt: Greece + Israel + Southern Cyprus (Resmen Yeruşalim Patrikhanesi, Konstantinopolis'ten geçerse için Konstantinopolis Patrikhanesi, yoksa sadece Roma'yı dışlıyor, yani doğal olarak içinde Konstantinopolis var).

Her neyse, bu paktlar bitmez. Üçgen çizen çizene. Ne demiştik? Haremlik-selamlık. Haremlikten selamlığa kaçmayı beceren olursa? 12. Gece aslında. Duke Ambrose'u bulan fırtınadan kurtuluyor. Kim yazıyor bunları? Kim bu editörler? Kim bu redaktörler? Duke Ambrose maça papazıdır, maça valeye yakın bir şey. Aziz Ambrosius diye de geçer Cebelitarık civarlarında. Aziz Ambrosius Aziz Augustine'in babasıdır. Biraz genç bir baba. Aziz Augustinus da Aziz Ambrosius'un oğludur. Babadan Oğul'a ya da Oğuldan Baba'ya. Tabii Baba diyince Ouranos (Göksel Babamız) Oğul diyince Xristos. Aziz Ambrosius ile Aziz Augustinus bir Baba-Oğul modeli temsili. Octavianus Augustus döneminde Oğul, Baba'dan Oğul (arada üç yüzyıl var) Bir yüzyıl öncesinde de sapkın Mani var.

Strüktürü kurmak çok zor olduğu gibi birileri bu strüktürleri çoktan yıkıp kurmuştur bile. Ne zaman yazıyorlar anlamıyorum ki? Hızlarına yetişemiyorum. Ama yapıdan modele expository writing derken. 1. yüzyıl 3. yüzyıl ve 4. yüzyıl sonu. Zaten 5. yüzyılda Filioque sorunsalı her yerde patlak verir. (Septuaginta Herstellung ise 2. yüzyıldı)

Şimdi bu Filioque'yi Schreber'e yapıştırmak olmaz. Coğrafya tutmaz. Zaman makinesi o kadar da berbat çalışmaz. İçin için o safkan İtalyan coğrafyanın hayalini kuruyoruz. Oysa Aziz Ambrosius Latin değil. Milanlı. Cebelitarık nereden çıktı? Dido ile Aeneas'ı okumadığım için şanslıyım. Bir Dido eksikti!!! "Dido dildo hehehehe!"

Vergilius Aeneas, Ilyada biter Aeneas başlar. Aeneas sanıyorum ayağını İtalya'ya basan ilk "Yunan" (hiç sevmiyorum bu kelimeyi, Grek daha iyi) Amaaan! Umberto Eco olacak halim yok bu yaştan sonra. Alt tarafı 52'lik desteden haremlik-selamlık çıkaracaktım. 5. yüzyılda haremliğin selamlığın işi ne! Ooooofffff! Yok kardeşim ilgilenmiyorum! Katolik Katolik Katolik! Sonra Jüstinyen ile Theodora geliyor. Tuhaf bağıntı. Schreber'den beter! Sonra da bu adamlar geliyor. Sorun şu hem bizimkiler hem bu adamlar dönüp dönüp yeniden farklı isimlerle geliyor. Ben bunu ancak expository writing sınırları içerisinde anlatabilirim. Yani tarih diye yazmaya kalksam gülerler.

Bizimkiler? Şimdi İtalyan? Latium değil. Herkes öyle Latium'dan gelemez kolay kolay. Yahudiler? İtalyan ile kırılınca İtalyan Yahudi oluyor, yani bildiğin ne deniyordu ona. Faizci diycem şimdi. 'Usury' miydi? Banka öncesi adam. Bizimkilerde de var. Bizimkiler kim? Grek komşu. Yani bu bankacılık olayı Grekoromen bir olay diyebilir miyiz?

İyice coştum. Zavallı Schreber! Yakışıklı da adammış. Kuzenim Karl Jozef de tam tutacak adamları tuttu sanıyorum. Kuzen, hakikaten benimle bir sorunu olmayabilir. Karar veremiyorum, anlayamıyorum. Schreber'i 2002 yılından önce tanıyor muydu? İnternetten savcılık takibi yapmış olduğu kesin ama iş bu kadar uzadığına göre. Ne fark eder! Kuzen Jozef I, kuzen Jozef II ve Schreber. Jozeflerden birine Elisabeth dediğin an Schreber kendi eliyle belediyeden nikah memuru diye geliyor. Garibim! Yazık! Nedir bu adamın çektikleri! Ve çektirmiş oldukları! Buradan bir pakt çıkıyor. Devir Konstantinopolis kayyumları devri olduğu kadar Harun Reşid'in uluslararası (acaba?) detektifleri dönemi. Tuta tuta Harun Reşid'i mi tuttun? Sen bahtsızmışsın! Harun Reşid'i tutmasan Carolus Magnus'u onu tutmasan Mehmed Han'ı onu tutmasan II. Abdülhamid'i onu tutmasan Gomidas'ı (bu ben oluyorum artık) tutuyorsun. Amaan! Oysa roman yazmak teoride basit iş. Bir sinopsis kuruyorsun. Epizodları belirliyorsun.

17 Haziran 2016 Cuma

Yok

Kadın ne yapıyor hakikaten bilmiyorum. Oldukça tuhaf bir iki matrak şey yazdım. Sonra uyudum. Gece haldur huldur ve hırsla bir şeyler yazıyordu, uyandığımda. Dışarıda martılar ve bilumum kuş acı acı ötüyordu. Eş zamanlı. İkisi sözde hayvan hayırseverliğine başladı. Eskiden kumru beslerlerdi. O zamanlar çocuk işte, kanıyoruz. Kumruların yağ bağladıkça mutsuzlaştıkların görmüyoruz. Martı ve karga besliyorlar şimdilerde. Bir de sokak kedisi. Yıllarca sokak kedileriyle ilgilenmedikten sonra. Şimdiye kısmetmiş. İnsan olarak yemeye kalktığımda kıymeti kopardıkları selüloz etlerle besliyorlar her birini. Ben de gece gece kadıncağızdan korktum sanırım. Kuşlara kötü bir şey yapacak bir harekette bulundu diye hezeyanlar ürettim. Ben de köpek besleyeceğim. Gençken Jack London okuduğum için köpekleri seviyorum. Günün birinde köpek beslersem şaşırmayacağım. Korkudan değil, sevgiden. Kediciydim oysa. Yine de artık kimse kimseye güvenemiyor. Güvenmediğin birini sevebilir misin? Bence evet. En azından annense.

12 Haziran 2016 Pazar


Son Taslaklar (GÜRCİSTAN TECAVÜZE UĞRADI! NEDEN?):

-Hırvatistan yerinde duruyor. Sırpskihırvatski dili de Hırvatça ile birlikte yeniden yerini almış. Ne çektiğimi ben bilirim. Dikkatli olmak lazım. Adrianopolis'e uzayan kafa daha nerelere uzar! (orta yol için: kişi Müslümanlığını beyan edene kadar sekülerdir. Nokta. Bir kişi Müslümansa da sınırlarımızı kurcalamadığı sürece soframıza misafir olarak bir dereceye kadar buyur etmeliyiz. Nokta. "Hıristiyan (ya da Yahudi-Hıristiyan) değil" dedikten sonra politikan bellidir.)

-Gürcistan çok kötü oldu. 1. sorumlu ben, ayakta uyudum. 2. sorumlu taşeron devletler 3. sorumlu (aslında birinci sorumlu) kuralları belirleyen, güçlü devletler (en az iki ülke). Gerekli ilham verici belgeye ulaşırsam: (İlk önce Katolik Ermeniler Katolik Gürcüleri Haylaştırdı. Bu kesin gerçekleşti. Bunu ispatlamam lazım. Elimdeki delil yetersiz. Bir de salak gibi sevindik, birbirlerini buldular diye. Aslında bilanço çıkarıldığında şimdilik ne karda ne zarardayız. Zira Ermeniler kuyumuzu kazmış olsa bile, sayelerinde birçok devlet sırrı öğrendik. Onlar olmasa hayatta öğrenemezdik. O yüzden teorik olarak "ne dost ne düşman". Kırılmamak, darılmamak ve önemsizleştirmemek en önemli mihenk taşları.)

Tabii, imkansız bu teori, çünkü çok feci komşuyuz. Şu Eurovision yarışmalarında kadınları bağlarlar ya, tam o kafalarda. Kırk düğümden komşuyuz. İyiler ama. Çalışkan insanlar çok. Emek insanlar. Şimdi gereksiz feverana girmeyi hiç düşünmüyorum. Küsmeyi de hiç düşünmüyorum. Sadece ne yazık ki söz verme noktasına geldiğim ilk diplomatik adımımı geri çekeceğim için ciddi sıkıntı çıkacak. Bu sözü vermeyeceğim. Sadece Gürcistan meselesi için bile değer. Bir de ekümnik hayallerimle çelişmeyi bırakın çatışıyor. Eğer ekümenik hayallerim varsa (sizce?) Ermenilerle bundan sonra birinci elden işbirliği yapamam. Onlara uygun olursa ikinci elden işbirliği yaparım. Umarım onlar küsmez. Zaten Ermeni Soykırımı dedikleri an Gürcü Soykırımı diyorum ferah ferah ki etnik temizleme, tehcir, katliam, bunlar olmuş mu? Bence katliam ve etnik temizlik olmadı. Ben oyumu tehcirden yana koyuyorum. Soykırım sanmıyorum. Sanıyorum çok fazla kişi alakasız devletler tarafından "istihdam" edildi (köleleştirilmediyse). İstihdamın kaydını tutamam. Fakat köleleştirme durumu varsa hesap sorabilirim. Sanıyorum İran çok sayıda Gürcü getirtti ülkesine, hayal meyal bir haber okumuştum. Nasıl bulurum şimdi? Türkiye'ye akış oldu mu bilmiyorum. Rusya'ya akış oldu mu onu da bilmiyorum. Muhtemel. "Ama bizim memlekete de Gürcü hasta bakıcı geliyor!" "Eeee? Yüz bimlerce mi?"

Büyük Kafkaslar ve Küçük Kafkaslar. Ermeniler çok sağlam kazık attı. O yüzden hiçbir şey isteyemezler. İsteyebilirler de, kimse vermez. Gürcü tehciri, İran'a. Ayrıca Lazların Gürcü alfabesine geçmesi var. Gürcülerin kendi dilleri yok olma noktasına gelince Lazlar akbaba gibi bir iki değişiklikle alfabemizi talan etmiş. Sıradan. Çerkesler kim bilir ne yaptı?  Ermeniler yüzüme gülüp Çerkes kadınlarıyla sex on the beach falan içti herhalde. Onların da politik seviye belli. Kasarlarsa tüm iyi niyetleriyle Kafkas Soykırımını getirirler. Kadın. Zarafetini sergileyeceğim diye ağzından çıkanı kulağı duymaz. Ahmet Hakan bir, şu Spinozist Rüküş Rabia iki. "Bu işler böyle oluyor ama." "Hayır canım. Hiç de öyle olmuyor."

Bu arada İran ile Ermenistan arasında vize kalkması da çok önemli. Artı eksi dengesini öngöremiyorum. Fakat çok önemli bir olay. İran'da önemli bir Ermeni nüfusunun da olması lazım.

Kaç ay önceydi? Şu takriben 500 kişilik Ermeni tehciri oldu mu? Reel olarak gerçekleşti mi? Şu an belgeler elimde değil. Çok aptalım. Bu belgelerin teker teker saklanması gerekiyor. Umarım telafi ederim.


Kafkas ticareti: Yahudiler (İsrail), Yunanlılar (Yunanistan ve Güney Kıbrıs) ve Rumlar (Türkiye), Ermenistan, Türkiye, Rusya, /belki en fazla Azerbaycan ve İran. Daha fazla ticaret mümkün değil, yerel dinamikleri saymadım, teröre yatkınlaşan bir ticaret var bu bağlamda evet. Bu aktörler hem tarihsel, hatta oldukça uzun zamandır tarihseller. Birikmiş ve saklanmış sözleşmelerden çıkar. Kafkasya daha fazla aktör kaldırmaz. Var olanlar da uzaklaşmalı. Uzaklaşmazsa... Henüz hiçbir şey öngöremiyorum. Bir dakika.

Eski Gürcistan Başbakanını (Saakashvili) Dimitri Peskov sanırım Ukrayna valisi olarak kızağa çekti ya da buna benzer köleliğe dayalı mübadelenin üstünü örten bir mizansen hazırladı. O zaman çok şaşırmıştım. Şu an en azından Cenevre'de Saakashvili'nin durumunun tartışılması gerekirdi. O kadar da hafızasız değiliz. Gürcistan ne olacak? Gürcistan'ın gizli saklı yıkılması (tecavüze uğraması) ne demektir? Bu soru tekrar tekrar sorulacak. Gürcistan Devleti tecavüze uğradı! Stalin'in köken olarak geldiği GÜRCİSTAN TECAVÜZE UĞRADI! Neden? Hangi failler bu tecavüzü hangi saiklarla gerçekleştirdiler? Neden Rusya Federasyonu Gürcüleri memleketine ağır malum kölesi ya da işçisi olarak alma refleksine sahip ve bu konuda hiç ödün vermiyor? Gürcüler Rusların malum kölesi ya da malum işçisi mi? Neden? Kaç yüzyıldır? Neden başka türlü istihdam edilemiyorlar? Gürcüler malum kölelik ya da işçilik yapmak dışında bir kabiliyete sahip değil mi? O zaman neden memleketinize getirtiyorsunuz? Gürcistan tecavüze uğradı. Sebep?

Bugünlük bu kadar!

11 Haziran 2016 Cumartesi

Çok salak bir ilaç Ativan Expidet

ajitasyona, aşırı kızgınlık sebep oluyor benim neyim vardı? ajitasyon. durup dururken artacak. geri zekalılar! psikoza da yol açıyormuş. sen birazda şizoid takıl demişler. bakalım. bakalım. hiçbir artısı olmayan, ver Allah götüren bir ilaç. Her zamanki gibi.

şu heriften de iyice soğudum. çelik ayarına varmadıysa hurda demir çok soğudum geçmiş kaydı bir tamamen silsem ne geri zekalıymışım. Genç bir kadın her zaman geri zekalıdır. Fakat senin yaşına gelince bu geri zekalılığın artık bir son bulması gerekir. Samimi nefret. Nefret dışında bir hissedebileceğin biri de değil, dikkatli bakarsan. Onun yüzünden buralarda esir hayatı sürüyorsun ve doğru düzgün bir seçim yapamıyorsun. Yapsan olmuyor. Gömmek ve külliyen unutmak istiyorsun. Nefretlik bir herif, aşşşşşşşşşşşşşşşşşşaaaaaaaaaaaaaaağğğğğğğğğğğğğğğılık. aşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaağğğğğğğğğğğğğğğıııııııııııııııııııııılııııııııııııııııııııııııık ruhlu bir herif. bok herifin teki. tiksinç. iğreniyorum. çok sıkıcı. kendi kendimi bu kadar aptal bir duruma sokmuş olmam çok yazık. Aşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaağğğğğğğğğğğğğğğğğğğğğğııııııııııııııııılık herifin teki. Ruhsuz. Donuk. Ruh hastası. Tiksinç.

İlaç Pfizer'in. İlacı resmen bir sorunum olmayan uyku düzenimi bozmak için vermişler. Geri zekalılar. Olacaklardan siz sorumlusunuz.


Jack London bu muydu?
Uykudur Göklerin Krallığı. Derin unutuştur. Bu boktan ilaçla biraz zor gibi görünüyor. Gerçekçi olmak lazım.



Bir de yeni psikiyatrım gece ilacını sonsuz yükseltme özgürlüğü ile birlikte verdi. Seçiminin rotası tam tamına bu noktaya denk düşüyor, "İstediğiniz kadar yükseltebilirsiniz." (Gerektiği zaman adını vereceğim) Bu tarz biraz da Prof. Dr. Timuçin Oral'ın tarzıdır. Oysa liberal ekonomi ya da serbest piyasa ekonomi kafasında olmayan psikiyatrlar kesinlikle ve kesinlikle gereksiz ilaç dozu yükseltme karşıtıdırlar. Yapısal olarak "zevcim" ya da "nişanlım" olan kişi bu eski psikiyatrımla çok iyi anlaşıyormuş. Güzel. Hep beraber deney yapalım. Onunla da Olanzapine'i bu şekilde denemiştik. Bakalım. Katolik anlamda ölmeye "Daumen herab!" Maniheist anlamda ölmeye, öldürmeye "Daumen runter!" Kilise doktorları Colosseum'a da düşse, bu şekilde çalışır. Hırvatistan'ı veba kırsa geçirse kilise doktorları bu şekilde çalışır. Fransiskenler de böyle çalışır, Dominikenler de.

İlacın adı Ativan Expidet. (Şimdi bu sorumsuzluğun cezasını ve sonuçlarını tahmin edebiliyor musunuz? Her şey sağlıklı Stalinist ekonomi için. Liberalizm hastalıktır. Sınıf politikasına dayanmayan "iyi niyetli" denemeler bilinçsizliğe mahkumdur. Birey yoktur, yapı vardır) Maddesi Lorazepam. Ekşi sözlüğün tıp yorumlarına itibar etmemenizi tavsiye ederim, gereksiz kaygı yüklemesi olabilir. Hatta hep böyle. Gereksiz kaygı eşittir en iyi ihtimalle taşikardi. Taşikardiyi anlamamak eşittir panik atak. Soğukkanlı.

Reçete Ativan Expidet:

Özellikleri: her şeyden önce benzodiazepine, içinde jelatin de var.
1) kaygı giderici, yatıştırıcı, uyku verici. (Uyku problemim yoktu. Sadece dün uyurken zorlanmıştım, onu da eski uyku ilacım yoluna koymuştu, agresyona dair hiçbir ibare yok reçetede)
2) bağımlılık yaratıyor
3)  yüksek dozlarda kullanılması çok tehlikeli
4) Hafıza bozukluğu (İşşşşşşşşşşşaaallllllllllllllllaaaaaaaaaaaahhhhhhhhhhhh!)
5) "Önceden geçirilmiş bir depresyon yeniden uyanabilir." (Decameron'a bağladı. Çok duygulandım.)
6) Yine hatırlama güçlüğü (İŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞallllllllllllaaaaaaaaaaaaaaaaaaah!)
7) Psikoz ya da depresyon için temel tedavi değildir. (exakt tercüme: bir akıl hastalığı için temel tedavi değildir.)

Şimdilik bu kadar yeter. End results: ya ileride Alzheimer olmam için (babaanne hastalığı, işşşşşşşşşşalllllllllllaaaaaaaaaaaah! ya da beyhude verilen bir ilaç)

İyi geceler, iyi uykular. Ramazanda Kilise Doktorlarınız bol olsun!
Encer Hüdavendigar Paşa'nın ne olduğunu iyi tespit etmek lazım:

1) mıntıkası olmadığı halde Hırvatistan'a tecavüz (dün gerçekleşti) [Aaa, olur mu? O bir Hüdavendigar. O hakiki bir Müslüman. Hem Batılı, hem ezilmiş, hem Doğulu, hem Hıristiyan kültürüne doğal olarak vakıf, hem de kendi iradesiyle Müslüman olmuş bir adam, aynı zamanda seküler. Yani günümüzde dedikleri gibi "tehlikeli".] Hırvatistan'a öyle bir tecavüz etmiş ki! Hırvatça diye bir şey kalmamış! Hersek ne oldu acaba? Bunu tek başına mı başardı? Hiç ummadığımız dinamikler bu süreçte aktif olarak mı yer aldı? (Kısasa kısas. Diğer adamı eleştiremedim ama. Haklı. Kendi minçoma parmak attım salak gibi. Bunun da sonucu bu. Hep isteri yüzünden. Zayıflık. Bu dünyanın kendi matematiği zaten sevgidir ve güzeldir. Bundan daha fazlasını beklemek oburluktur. Dünyayı sev, insanları olduğu gibi kabul et. Fazlasını asla bekleme. Zaten kendilerinde olmadığı için veremezler. Senin de artık ihtiyacın yok zaten. Dünyanın düzenini kabul edip yoluna devam edeceksin herkes gibi. Görevlerini belirle, ifa et, hiyerarşiyi kabullen. Keşke! Neden olmuyor?).

2) Gürcistan'a tecavüz yoluyla Gürcistan devletini bitirerek coğrafyayı Büyük Kafkaslar ile Küçük Kafkaslar bölümlemesine indirgeme politikasının aktörlerinden biri olma. Büyük aktörlerin yanında. Bu doğru. Özellikle Katolik Gürcüleri zorla Haylaştırma muhtemel. Metafor yapmadım, Tiflis'ten bahsediyorum. Belgeli de. Gürcü adam Ermeni olmaz. Bu kadar basit. Minçosu delinebilir, minço üstü oturabilir, ama Gürcü olarak kalır. Zaten kalamazsa Rus olduğunun resmidir. Herkesin sınırları belli. Bunun maneviyatla bir ilgisi yok. Tamamen etnik mesele, çok zorlandığından da ırk meselesi.

3) Ermeni sürgünü. Hüdavendigar Encer Paşa çeşitli mıntıkalardan en az 500 Ermeni'yi alıp Edirne'ye sürdü. Bu Ermenilerin o kadar yoğun Yahudi nüfusu olduğu yerde, Türkiye'de Yahudilerle Ermenilerin o kadar da iyi geçinemediği çok iyi bilindiği halde,  Ermenilerin bunu isteyip istemediğini sormadan yaptı. Tabii bu kağıt üstünde belgeli. Özgür irade de atfedilmiş. Reel olarak gerçekleşti mi, sanal düzeyde mi kaldı bilinmiyor. Ama Hüdavendigar Encer Paşa adı üstünde bir paşa, yani işlevsel olarak hem sivil hem asker. Bunları reel olarak yapma gücü onda var, hem de tekel olarak.

Kendisine aptal aptal ya da çaresizlikten diplomatik süreç teklifinde bulundum (09.06.2016 idi sanırım). Bu aptallık isteri içermiyor. Sadece manevi fanatizm (salaklık) içerdi ve fanatizm cehalet olduğu için yukarıda belirtildiği gibi istenilenin tam tersi yönde sonuçlandı. Bir kez daha. Bir kez daha na-tensel ihanet (treachery). İhanet (unfaithful) denebilirse (tanımam etmem). Çok ağır biçimde. Yalnız tarihe geçer mi bilmem Hüdavendigar Paşa ile simamız çok ama çok benziyor. Benim surat şişko, onunki sıska ve sakallı. Arada bakıp bakıp hayret etmiştim.

 Ben de "tehlikeli" olarak addedilen bir şahsiyetim. Neden "tehlikeli" olduğumu açıklıyorum: dini fanatizm, koyu etnik milliyetçilik, Stalinizm, temelsiz oryantalizm, haddini aşmış iflah olmaz nihilizm. Birbiriyle derinden çelişir gibi görünen akımlar. Koyu etnik milliyetçilik Stalinizm'le karışınca partizan veriyor, dini fanatizmle karışınca gladyo, oysa dini fanatizm bir yandan da ekümenik. Samimiyetsiz de değil. Böyle olması daha kötü. Temelsiz oryantalizm ile nihilizm taban tabana zıt ve nihilizm en atıl formunda bile örgütsüz aktivizmle sonuçlanıyor. Temelsiz oryantalizm ise idrak edilemeyen mantıksız fedakarlık. Tam da bu yüzden fedakarlık filan değil. İsteri boyutuna kilitleniyor. Plan oryantalizmi yok etmek suretiyle Doğu meselesi yerine daha mantıklı bir başlık açarak ötekiyle yumuşak karşılaşma. Plan oryantalizmi yok etmek. Devlet ile halkın planı ise kafamda oryantalizm dışındaki bütün düşünüş biçimlerini yok etmek. Kısacası akıl içeren her türlü düşünce formunu feshedip mutlak isteriye kilitleyerek kaburga kırmak. Sonucunun ne olacağı o kadar belli ki. Şu satırlar Fransa'nın ya da İngiltere'nin eline geçse çok net bir tahminde bulunur. Bu düşünüş biçimlerinin neredeyse hiçbiri de serinkanlı değil öyle ki ifa edilmeleri had safhada serinkanlılık gerektiriyor. Çoğunun. Aslında iyice incelendiğinde toplamda na-oportünist popülizm. Şimdilik na-oportünist de olmak zorunda. Oportünizme dönüştüğü an hiçbir inandırıcılığı kalmayacağını tahmin ediyorum. Fakat her şey ama her şey temelli, argümanlara dayanıyor. Hatta bilgi de bir yere kadar rol oynuyor. Bilgiye dayanmadığı an oryantalizm fetişine düşüyor.

Zamanın göstereceği şeyler var. "Tehlikeli" biri olarak içinde ikamet ettiğim devleti ve birlikte yaşadığım halkı sürekli hayal kırıklığına uğrattım. Benden çok ama çok basit bir şey bekleniyordu: etnik bir bağ kurmak. Bu bağ yoluyla istihdam düzenine uygun biçimde istihdam edilmek ve bir aile kurmak suretiyle çoluğa çocuğa karışmak. Çoluğuna çocuğuna bakmak. Pratikte ve uzun süreç olarak bakıldığında kolay değil elbette. Fakat hem teorik olarak hem de seçim açısından çok kolaydı. İşte benim sadece ve sadece heteroseksüel matris kalıbında bir seçim yapıp bu iki rota hariç hayattan elimi eteğimi çekmem gerekiyordu. Fakat böyle olmadı. Bir noktadan sonra bu benim sorumluluğumda değildir. Ben kendi sorumluluk alanımı yüzde 20-35 aralığında veriyorum. Daha fazla değil. Şimdi hepimiz düşmanız. Sıcak düşmanlar değiliz. 'Enmity related to treachery' genelde sıcak olmaz.

 Ben dün itibarıyla bana yapılan 1053 Komplosunu hayatım boyunca unutmayacağım. 1053 Komplosu. Bu bir Ortodoks komplosuysa, şimdilik isyan etmiyorum. Tecavüz saymıyorum. Şimdilik. Bu Hıristiyan olmayan odakların komplosuyla ne yaparım ne ederim, hiçbir şey söyleyemiyorum. Hiçbir fikrim yok. Sonuçta bugün Türkiye'nin en büyük problemi diplomasidir. Sanıyorum kendi sınırlarım içerisinde ben ölene kadar da aşıldığını göremeyeceğim. Hüdavendigar Encer Paşa'yla klasik anlamda dost ya da arkadaş olmadığımız kesin. Fakat "ben senin cephenden çekildim sen beim cephemden çekil" demek için artık çok geç. Sonucun bu olacağını bilseydim hayatta alttan destek yollamazdım. Zaten şahsi destek yolladığımı anlayana kadar aya kaplan yolladılar. Ekümenik 1053 havalarda ayakta uyuyup son derece yanlış sonuçlara vardığım için iş bu kadar büyüdü. Fakat hiç ama hiç pişman değilim. Kendisi sayesinde  çok ama çok şey öğrendim. Hem hayata hem tarihe dair. Kendisi olmasa bunları ben hayatta öğrenemezdim. Dostsuz bir sofra burası. Tam da bu yüzden bir noktadan sonra aslında düşman yok. Herkesi olduğu gibi kabul ediyorsunuz. Devlete de isyan bayrağı açmıyorsunuz. Sadece bu matris içerisinde kapıkulu yetiştirmeyi becerememiş devlet. Klasik sorunlar. Kapıkulu filan bekliyoruz. Hepsi standart zaten. Aynı fabrikadan çıkmışlar, tek tip. Çoluğu çocuğu biraderi kayınçosu kütüphanelerimizi, bağ ve bahçelerimizi yaktığında misafir diyor anlayışla karşılıyoruz. Tavlada mars. Her zamanki hikayeler.
Küçük bir Not

Bu açıklamayı yapmam gerek sanırım. Yoksa sorumsuzluk. İlaç deneyi bir rutine oturana kadar medya, basın ve gazetecilikten (bir de klasik anlamda sosyal medya) tamamen, külliyen ve komple el etek çekiyorum. Hani "bir elinde cımbız bir elinde ayna" dediklerinden. Memlekette ve dünyada olan bitenle ilaç rutinim oturana kadar ilgilenmeyeceğim. Çok korkunç bir şey olsa bile. Hesabınızı ona göre yaparsınız. Kolaylıklar!



Psikiyatrdan geldim. Şimdilik hastane kararını çıkartamadım. Onun yerine deney yapacaklar. Kapitalist sistem açısından daha feasible. Psikiyatr, psikiyatr. Bilirsiniz. Birbirlerine benzerler biraz. İlk gittiğinizde iyileştirecek diye yalvara yalvara adamcağızın eline koluna yapışırsınız. Bir süre sonra sivil cezalandırıcı bir rolü olduğunu düşünürsünüz. Hatta uzun zaman böyle düşünürsünüz. Oysa sadece deney yapar ve sizi mümkün olduğunca akıl hastanelerinden uzak tutmaya çalışır. Anneniz yanınızdaysa. Yine de bu hafta olmazsa, iki hafta sonra akıl hastanesine kaldırılacağım. "Gerekirse Ramazan'da Fatiha Suresi" okurum yılışık esprisini yapmayacağım. İlaç içeriklerini bekliyorum şimdi. Gerçi şimdiden bir şeyler belli olmaya başladı. Yıllarca anti-psikotik (psikiyatr anti-psikotiklerin tamamen anti-şizoid olduğu yorumunu da yaptı, açık açık bu sonuç çıkıyor. "Sizden minik minnacık şizofren çıkmaz." Bir de psikoz eşittir şizofreni, içinde şizofreni barındırmayan bir şey psikoz değildir yorumunu yaparım rahat rahat. Exact çeviri de derim.) kullanmışsınız, anti-psikotik ilaçları sizden tamamen çekiyoruz, anti-anksiyoloji çalışacağız gibi bir yorum yaptı. (Yani aylardır bahsettiğim teşhis, bu hastalık sır gibi saklanıyor. Hem de bir kadında çıkması gerçek bir fiyasko. Dünya Savaşları döneminin erkek hastalığı, bugün esamesi okunmuyor.) Tabii yorum, ama yüzde 85 haklı olduğuma eminim.

Gece verdiği uyku ilacıyla ilgili bir dolandırıcılık yapacaktım, ama yapmayacağım sanırım. Bu bir uyku ilacı değil aslında. Bu bir "anti-anksiyolojik". Bende pek anksiyete yok dürüst olmak gerekirse. Sanıyorum, anksiyete zerk edecekler. Eskiden bende çok yüksek anksiyete, obsesyon nevrozu ve anksiyete nevrozu vardı. Yakın zamanda çok aşırı bir gece kaygısı geçirdim. Annem o zamanlar üstümde ilaç deneyi yapıyordu, Prof. Dr. Timuçin Oral ile koordine biçimde. Hepsi benim iyiliğim için. Ben de bu iyiliği gördüm şahsen. Gecenin birinde bu aşırı doz ilaçlarla birlikte taşikardi geçirdim, iki saniye çok korktum. Sonra bu taşikardi dedim ve uyudum. Yani panik atak geçirmedim. Annem sağ olsun. Sayesinde panik ataktan korunmuş oldum!

Diğer ilaçları bilmiyorum. Daha içeriklerini analiz etmedim. Ama bu son "uyku ilacı"nda bir numara var, belli. Kaburga kemiği kırma maksatlı verildiği açık. Kaburga kırılmazsa Yusuf gelecek korkusu. Ben gazozcu Yusuf'un tarafındayım. Adem, Kronosoğlu'na secde dursun, gölge etmesin. (Çok korkunç bir cümle, nasıl tercüme edileceği de belli. Savunmaya saygı, emniyet ve yargı-yasama iki adım geri gibi bir şey ve demografik açıdan sorunlu bir cümle. Sanki savunmada sadece Kronosoğlu var, ayrıca bu Kronosoğlu'nun vaziyeti de etnik olarak çok bir tuhaf. Bir de sen ne zaman bu tip bir cümle sarf edersen kendinle ilgili etnik bir seçimde bulunduğunu iddia etmiş oluyorsun ki komedi fars fiyasko. Sadece kaburga kırıcılarla uğraşmak istemediğini, bu ruh hastalarını yakınında istemediğini söylüyorsun. Yine gazozcu  TMK'cıdan daha insandır diyorsun, ama yanılıyorsun. Hiçbiri insan değil. Sen de değilsin. Türdeş de değilsiniz. Hiçbir ortak noktanız yok, gazozculuktan başka. Etnolojik olarak bir hiçsiniz.) Ama bu devirde Yusuf kalmadı. Hem herkes Yusuf, hem kimse değil. Sonuçta adalet en son kadına gelir, o da başını dik tutana değil. Kaburga kemiği kırma operasyonu birkaç yönde işleyebilir. Bunu kınamamamın tek sebebi var. O da aslında pratikte beceremesem de teoride şiddet seven bir insan olmamam. Yani benim yüzümden alakasız insanlar işten çıkarıldığında mesela, samimi üzülüyorum. Dünyada bu tip şeylere samimi üzülen tek insan benim. Onun dışında bütün insanlar artık Stalinizm olmuş kapitalizme full entegre. Her neyse, bu makro ekonomi geyiğini sonra çeviririm.

Doktor bana kaygı zerk ederek, kişiliğimi tipik Türk kadını seviyesinde zayıfa çekmeye çalışıyor olabilir. Yani saçma sapan ağlama krizlerine filan girip kişiliğimi yerin magma seviyesinin altına çekmeme sebep olabilir (ki nadiren bu şahsiyetsizliği gösteriyorum. burial. I am trying to bury). Böylece şiddetten kurtulabileceğinizi düşünüyorsanız, çok yanılıyorsunuz. Her şey çok daha kötü olur. Zira zerk edilmiş anksiyeteyle birlikte gerçek anlamda tipik Türk kadını gibi şahsiyetsizleşeceğim (zaten o şahsiyetsizlikle yıllarca yaşamışım. tek farkım belli: elalemin beceriksizliği ve daha az ayrıcalıklı vatandaşın çok kötü matematiğe dayanan manasız muhterisliği. kişisel almıyorum. aşk şahsiyetsizliktir. aşk ticarettir. aşk ceza hukukudur. aşk satılmışlığın uyuşturucusudur. aşka inanan da distopyaya katlanmak için aşık olur, ama distopya her şeyden daha gerçektir.) İstikrar da dört-altı aydan sonra Türkiye'yi bir daha geri gelmemek üzere terk edecek. Dürüst olun, istikrarlıyım. Beni öngörebiliyorsunuz. Psikiyatr deneyiyle bunu başarabilir. Neyse, her şey zaten bombok! Berbat bir dünya. Zaten dünyanın berbat ve adaletsiz bir yer olduğunu düşünüyorsanız anksiyeteniz olsa da böyle düşünürsünüz, anksiyeteniz olmasa da. Bu deney sonunda zararsız bir insan haline gelebilecek miyim? Soru bu. Soru basit. Zararsız ve itaatkar, sümüklü, şahsiyetsiz bir köle olacak mıyım, olmayacak mıyım? Başına silah dayandığında zorla "gelinlik" (aşk ticarettir) giyecek miyim Iraklıların kafalarına çuval geçirmek zorunda kaldıkları gibi. (gazozcu geldik gazozcu gideriz) Tıp bunu başaracak mı? Soru bu!

Tabii bu soruların içinde gizli bir içerik var bu "anti-anksiyoloji"ye dair. (Bu arada o melun ve menfur hastalık belki de subay (bahriyeli?) üvey dayımda yoktu. Anneannemde vardı da, biz böyle bir kaydırma yapmıştık. Annem de bunu samimi biçimde bilmiyordu. Anneannem Alman ve Yahudi bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı. Haklı olarak kendini Türk olarak da tanımlıyordu herhalde ve Türk'tü. Karışık işler. Bağlam çok önemli. Neye inanırsanız inanın, bir şeyi değerlendirirken bağlamına göre değerlendirirsiniz.)  Bu "uyku ilacı"nın içinde şöyle şöyle bir içerik de olmasın? İşte zaten anksiyeteyi yaratan o. Yaparlar. Yaparlar. Sen de yöntem geliştirirsin. İnsan görene kadar direnirsin ve savaşını verirsin. İnsan göremiyorum şahsen. Şu an annemin benden ödü koptuğu içi bana bayağı sevgi dolu davranıyor, ama samimi bir sevgi bu aynı zamanda. Beni sevmiş olduğunu hatırlayabiliyor. Ben de samimi sevildiğimi hissedince saldırganlığımı bir kenara bırakabiliyorum. Şaşırtıcı bir sonuç mu?
Bakalım. 1995'ten ya da 1997'den başlatalım (1991 de olabilir) O zamandan 2016'ya kadar çok şey gördüm. Her şeyden bol bol vardı. Bolluk hakimdi. Acısıyla tatlısıyla. Tek şey göremedim. Samimiyet. Bir milimetre bile samimiyet yok bu dünyada. Son bilançoyu çıkardığımda. Samimiyetin olmadığı yerde bırakın yoldaşlığı, arkadaşlık biter, yaşamamıştır bile. Beşinci dereceden arkadaşlık bile. Samimiyetsiz bir dünya burası. Evrenin elementi aşk. Samimiyetsizliğin kinetiğidir aşk. Samimiyetsizliğe tahammül etmek için aşık olur, aşk tarafından satılırsınız. Aşk tarafından satılmak Aşk'ın kanunudur. Aşk mutlak satılmışlıktır, reel ve metaforik. Artık yavaş yavaş internetim kesiliyor, ben de huzur içinde gitmek istediğim yere gidiyorum.
Sonunda talih benden yana gülmeye başlayacak. Bakırköy kararı çıkmak üzere. Umarım tavuk fabrikası olarak kullanmazlar. Fark etmez gerçi! Hebdomon tabii. Yeşilköy'e de (Ayastefanos) yakın. Zuhurat Baba mevkiini de biliyorum. İnternet bağlantım kesilecek. İnsan haklarına uygun bir karar. Defter kalem tutarım. Buna izin verirler. Eskiden ev hapislerinde izin verirlerdi. Bakırköy Akıl Hastanesi'ne yatırılmış insanlar da öcü filan değil. Gayet güzel diyalog kurabileceğimizi düşünüyorum. Koşullar çok ağır değil, bir belgesel seyretmiştim. Uygun koşullar. Müzik dinleyemeyeceğim, ama kısa sürede alışırm diye ümit ediyoum. kim bilir bir radyo bile ayarlanabilir.  Elektro şok durumu olursa ondan da korkmuyorum, yargılamıyorum, çünkü ciddi fiziksel şiddet bozuklukları göstermeye başladım. Aslında "zevcimin" (ya da "nişanlımın") ve yoldaşlarının benden çok daha ileri seviyede akıl hastası olduğunu düşünüyorum, ama hayat kadına adaletsiz. Ne yapalım! Onlar gün gelecek Başkan, bakan, milletvekili olacak. Hepsi şimdiden paşa! Bugün makamında bulunan herhangi bir miralaydan, orgeneralden çok ama çok daha paşa!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!! Hayatın adaleti burada tecelli eder. Hepsine canı gönülden bol bol para, daha çok ve daha çok para ve makam, mevki, başarı diliyorum. Hepsinin aşk hayatı çok güzel zaten, o yüzden ekstra bir şey dilemiyorum. Gölge etmemelerini belki, ama öyle bir dilek gücüm yok. Gönlüm rahat. Vicdanım da öyle. Bakırköy ya da benzeri bir akıl sağlığı kurumunda ya müebbet (o da uyar) ya bir iki ay (ikinci seçenek gerçekçi, birincisi değil, çıngar çıkar). Neyse, bekliyorum. Kötü bir şey göremedim. Bakırköy kararı.
Gerçekten samimiyetsizlik diz boyu. Joseph klonlar. Ioasif klonlar. Jozef klonlar. Bu herifler kendilerini ne sanıyor be! İlk önce erkek sanıyorlar, sonra yeterli olmadığını fark ediyorlar ve kendilerine insan diyorlar. Bu kadar ahmaklar! Kibir gözlerini öyle bürümüş ki ilk önce erkeğim ve sonra insanım diyorlar. Biyolojiye her türlü ontolojiye karşı bir önerme. Akıl hastalığının son safhası. Bu kaburga kırma şehvetiyle (başka hiçbir içeriği yok bu şehvetin) ruh öldüre öldüre ağızlarından lağımsı bir salya balgam attıran b iğrenç Goliathlar bizim klonlarımız! Onlar bizim oğullarımız. Ne yazık ki! Onlardan ne kadar büyük utanç duysak bir ömür boyu bu utanç bitmez. Onlardan o kadar utanıyoruz ki. Onlar o kadar hakir görülesi ki! Biz kendimiz hesabına bir milimetre utanamıyoruz. Göğüsllerimiz olduğu için utanamıyoruz, kalçalarımız ve vajinamız olduğu için utanamıyoruz. Onlar o kadar aşağılık ki bize bunlardan utanmama özgürlüğünü zaten istem dışı veriyorlar. Aslında istedikleri bizim çıplak görndüğümüz içinya da komik fetiş kıyafetler içerisinde göründüğümüz içi ya da oyuncaklarla görüntülendiğimiz için ("revenge" porn, saf ticaret, intikam bahane) bir ömür boyu her saniye kendimizden utanmamızı emrediyorlar. Buna arzu diyorlar. Ne yazık ki çok gençseniz siz de bu oyunun bir parçasısınız. niye parçasısınız diyemem, hatta yargılamam bile. Zira ben de bir biçimde bu oyunun bir parçasıyım. Elimde bir tabak dolusu kısır, afiyetle yiyorum. Sadece şunu söyleyebilirim. Becerebiliyorsanız utanmayın. Bu gündüz klon adam gece Goliath yaratıklara acıyıp onlar için fedakarlık yapmak istiyorsanız kendi bedeninizden utanın ve utanmayı, utandırılmayı arzulayın. Kim tutar sizi! Dünya böyle gelmiş, böyle gider! Yalnız bilin ki güçlü olduğunuzu düşünüyor ve acımaya meyleden duygular besliyorsanız karşınızdaki her zaman kuzu postundaki kurttur. Acıdığınız  için de sizden soğuk soğuk nefret eder. Yüzünüze güler, için için nefret eder. Ticaretinin gerisindeki tek samimi duygu da budur. Kendisinden aşağı olduğu için hakir gördüğü bir varlığın acıma hissi ("şefkat" bir mistifikasyondur) onda nefret duygusu uyandırır. Bunu hazmettiyseniz önünde sonunda tarafından bir porsiyon İnegöl köfteye dönüştürülüp önce 50 TL'ye sonra 15 TL'ye en sonunda da 5 TL'ye satılmayı göz almalısınız ki bu son satış ticaret hukukuna aykırıdır, adam sizi sadece var olduğunuz için cezalandırma arzusuna, bu insan öncesi erkekliğe o kadar kaptırmıştır ki sizin insan olduğunuzu artık hesaba katacak akıl sağlığına sahip değildir. Başınıza bunların da gelebileceğini unutmayın. Bunun adı aşk mıdır? Evet. Bunun adı aşktır. Aşk dünya düzenidir. Aşk ticarettir. Aşk ceza hukukudur.
Bu klon adamlar aptal maptal değil. Bu açıdan onları hiçbir zaman küçümsemedim. Fakat ağır hastası hepsi. Tam da bu yüzden yüksek mevkilere gelmişler ve yüksek mevkileri, makamları yokmuş gibi davranıyorlar. En geç beş on sene içerisinde her birini samimi makamlarında görmek istiyorum. Instagram. 40 yaşında orgeneral olabilecek kadar ağır ruh hastası hepsi. Bir numaralı insan hakları düşmanları. Türkiye'de insan haklarını (belki de bir daha tekrar canlanmayacak biçimde) bitirdiler. Meta-Ruanda mücizesi hepsi! Klon adamlar. Paraya isterik derecede aşık (altına yatırım yapma becerisi yoksunu), isterik derecede mevki ve makam tutkunu (sahte zümrüt elmas hotoz artı bir şişme bebeği de yanlarına birinci dereceden sivil bürokrat diye oturtup bunun da biraz alaversini dalaveresini yaptınız mı bu iş bitti zaten. Rabbın Resulü ile Rabia'nın büyük aşkı Instagram dinlemez diye de bir dizi çektiniz mi üstüne bol köpüklü Türk kahvesi için), Turkish aşkı inşa etmek için büyük fedakarlıklarla kasap ciğerci dostu-patronu rolünü seve seve üstlerine almış, oyuncakçı tröstü müşteri temsilcisi gizli patronu, her daim her konjonktürde Pfizer-Roche dostu, dungeon-hapishaneleri revize etme mühendisliği fon babaları can dost adamlar. Sadece tam da bu özelliklerinden ötürü diplomasiyi bitirdiler. İnsan haklarının bittiği yerde (Taş Devri öncesinde bile yaşanmamıştır. Bir DESTAN)  Samimiyetten çatlıyorlar. Her biri de birbirinden yakışıklı. Samimi söylüyorum, her biri ama her biri birbirinden yakışıklı. O kadar eşit biçimde yakışıklı ve bu meziyetlerden o kadar çatlıyorlar ki normal bir insanın yüzlerine baktıkça ölümüne dek arzularının sönümlenmesi işten bile değil! Makam aşığı, mevki aşığı, para aşığı, 7/24 Müjde Ar posterine tüküre tüküre 30.000 çocuk sahibi olmayı beceren müthiş ama müthiş ruh hastaları! Şimdi de 30.000 çocuktan hangisinin Allah olması gerektiğine karar vermek için beş yaşındaki erkek çocuklara backroom TT planı yapmaya başlamışlardır herhalde! Kafalar orada! Kıyak! Yalnız bütün çocuklar ethnos vatandaşı, genos vatandaşı yapamamışlar bu kafayla. Geride kalan bir iki genos vatandaşı zavallı erkek çocuğun da hayatını karartmak için ellerinde geleni artlarına kesinlikle koymayacaklar. Allah zevcelerine, odalıklarına, cariyelerine ya da partnerlerine, metreslerine ve hanım eşlerine  kolaylık versin. Gerçi onlar da ayrı ruh hastası. Sabahtan akşamaSmart Phone'un en üst modellerinin başında strateji oyunu oynamaktan çocuklarının bezini değiştirmeyi unutmuşlar. Bana da bir tabak dolusu kısır yemek kaldı. Savaş koşulları acımasız hepimizi çok ağır vurdu. Yaralar sarılmayacak. Belki sarılamayacak da değil, sarılmayacak. Belki bazı yaraların bir ömür boyu sarılmaması gerekiyor. İnsan haklarının Ruanda'dan daha geri olduğu tek ülkede (çünkü burası artık has Roma, bir kez daha II. Roma. Sarıkamış Encer Efendi'ye rağmen) geriye yara sarmamaktan ve yerle bir edilmiş haysiyetinize sarılmaktan başka bir şey kalmıyor. Tek arzunuz kendi insanlığınıza sahip çıkıp aynı insan haklarına aykırı mekanizmayı denetlemek. Onlar gibi. Siz de bu pisliğin içerisinde bu pislikler gibi olmuşsunuz. Bir farkım yok. Ben sadece proleter gazozcuyum. Onlar yakışıklı ve genç girişimci Salih Güne.

Gönül isterdi ki üç beş kişi kalın kendi Apartheid'ınızda eroin kokaine bulana bulana Ebony kültü hakimiyeti altında inleye inleye kara sinekler gibi EZİLİN!!! EZİLİN!!! KARA SİNEKLER GİBİ EZİLİN!!! Siz Apartheid'a kalana kadar (bol kokainli eroinli bol Absolute vodkalı lüks mü ama lüks house partyler içinde 7/24 canlı şişme bebeklerle birlikte ister vanilya ister dominasyon) mücadele edeceğim. Apartheid olasınız inşallah! Allah'ın bin belalaları. Ananız siksin sizi! Allah'ın bin belaları! Doğduğum doğurduğum güne lanet olsun beyaz oğlu beyaz oğlu beyazlar. Anti-Semitist sömügeci oğlu sömürgeci sömürmek dışında düşünemeyen, bu sayede fiziğin ötesine geçip ruhları da sömüre sömüre bitiren, bencil, onursuz bembeyaz APARTHEID OĞULLAR!!!!!!!!!!!!!!!! Sürünün. Sürüm sürüm sürünün! Hepinizde nefret ediyorum!!!!!!!!!!!!!!!!!!!! Bir ömür boyu!
Sinir krizi olmayan ağır öfke krizim bittiğinde dünyaya bakıyorum ve şöyle diyorum "Ne kadar samimiyetsiz bir yer!" Hep öyleymiş. Böyle gelir böyle gider!