Öyküler

11 Haziran 2016 Cumartesi

Encer Hüdavendigar Paşa'nın ne olduğunu iyi tespit etmek lazım:

1) mıntıkası olmadığı halde Hırvatistan'a tecavüz (dün gerçekleşti) [Aaa, olur mu? O bir Hüdavendigar. O hakiki bir Müslüman. Hem Batılı, hem ezilmiş, hem Doğulu, hem Hıristiyan kültürüne doğal olarak vakıf, hem de kendi iradesiyle Müslüman olmuş bir adam, aynı zamanda seküler. Yani günümüzde dedikleri gibi "tehlikeli".] Hırvatistan'a öyle bir tecavüz etmiş ki! Hırvatça diye bir şey kalmamış! Hersek ne oldu acaba? Bunu tek başına mı başardı? Hiç ummadığımız dinamikler bu süreçte aktif olarak mı yer aldı? (Kısasa kısas. Diğer adamı eleştiremedim ama. Haklı. Kendi minçoma parmak attım salak gibi. Bunun da sonucu bu. Hep isteri yüzünden. Zayıflık. Bu dünyanın kendi matematiği zaten sevgidir ve güzeldir. Bundan daha fazlasını beklemek oburluktur. Dünyayı sev, insanları olduğu gibi kabul et. Fazlasını asla bekleme. Zaten kendilerinde olmadığı için veremezler. Senin de artık ihtiyacın yok zaten. Dünyanın düzenini kabul edip yoluna devam edeceksin herkes gibi. Görevlerini belirle, ifa et, hiyerarşiyi kabullen. Keşke! Neden olmuyor?).

2) Gürcistan'a tecavüz yoluyla Gürcistan devletini bitirerek coğrafyayı Büyük Kafkaslar ile Küçük Kafkaslar bölümlemesine indirgeme politikasının aktörlerinden biri olma. Büyük aktörlerin yanında. Bu doğru. Özellikle Katolik Gürcüleri zorla Haylaştırma muhtemel. Metafor yapmadım, Tiflis'ten bahsediyorum. Belgeli de. Gürcü adam Ermeni olmaz. Bu kadar basit. Minçosu delinebilir, minço üstü oturabilir, ama Gürcü olarak kalır. Zaten kalamazsa Rus olduğunun resmidir. Herkesin sınırları belli. Bunun maneviyatla bir ilgisi yok. Tamamen etnik mesele, çok zorlandığından da ırk meselesi.

3) Ermeni sürgünü. Hüdavendigar Encer Paşa çeşitli mıntıkalardan en az 500 Ermeni'yi alıp Edirne'ye sürdü. Bu Ermenilerin o kadar yoğun Yahudi nüfusu olduğu yerde, Türkiye'de Yahudilerle Ermenilerin o kadar da iyi geçinemediği çok iyi bilindiği halde,  Ermenilerin bunu isteyip istemediğini sormadan yaptı. Tabii bu kağıt üstünde belgeli. Özgür irade de atfedilmiş. Reel olarak gerçekleşti mi, sanal düzeyde mi kaldı bilinmiyor. Ama Hüdavendigar Encer Paşa adı üstünde bir paşa, yani işlevsel olarak hem sivil hem asker. Bunları reel olarak yapma gücü onda var, hem de tekel olarak.

Kendisine aptal aptal ya da çaresizlikten diplomatik süreç teklifinde bulundum (09.06.2016 idi sanırım). Bu aptallık isteri içermiyor. Sadece manevi fanatizm (salaklık) içerdi ve fanatizm cehalet olduğu için yukarıda belirtildiği gibi istenilenin tam tersi yönde sonuçlandı. Bir kez daha. Bir kez daha na-tensel ihanet (treachery). İhanet (unfaithful) denebilirse (tanımam etmem). Çok ağır biçimde. Yalnız tarihe geçer mi bilmem Hüdavendigar Paşa ile simamız çok ama çok benziyor. Benim surat şişko, onunki sıska ve sakallı. Arada bakıp bakıp hayret etmiştim.

 Ben de "tehlikeli" olarak addedilen bir şahsiyetim. Neden "tehlikeli" olduğumu açıklıyorum: dini fanatizm, koyu etnik milliyetçilik, Stalinizm, temelsiz oryantalizm, haddini aşmış iflah olmaz nihilizm. Birbiriyle derinden çelişir gibi görünen akımlar. Koyu etnik milliyetçilik Stalinizm'le karışınca partizan veriyor, dini fanatizmle karışınca gladyo, oysa dini fanatizm bir yandan da ekümenik. Samimiyetsiz de değil. Böyle olması daha kötü. Temelsiz oryantalizm ile nihilizm taban tabana zıt ve nihilizm en atıl formunda bile örgütsüz aktivizmle sonuçlanıyor. Temelsiz oryantalizm ise idrak edilemeyen mantıksız fedakarlık. Tam da bu yüzden fedakarlık filan değil. İsteri boyutuna kilitleniyor. Plan oryantalizmi yok etmek suretiyle Doğu meselesi yerine daha mantıklı bir başlık açarak ötekiyle yumuşak karşılaşma. Plan oryantalizmi yok etmek. Devlet ile halkın planı ise kafamda oryantalizm dışındaki bütün düşünüş biçimlerini yok etmek. Kısacası akıl içeren her türlü düşünce formunu feshedip mutlak isteriye kilitleyerek kaburga kırmak. Sonucunun ne olacağı o kadar belli ki. Şu satırlar Fransa'nın ya da İngiltere'nin eline geçse çok net bir tahminde bulunur. Bu düşünüş biçimlerinin neredeyse hiçbiri de serinkanlı değil öyle ki ifa edilmeleri had safhada serinkanlılık gerektiriyor. Çoğunun. Aslında iyice incelendiğinde toplamda na-oportünist popülizm. Şimdilik na-oportünist de olmak zorunda. Oportünizme dönüştüğü an hiçbir inandırıcılığı kalmayacağını tahmin ediyorum. Fakat her şey ama her şey temelli, argümanlara dayanıyor. Hatta bilgi de bir yere kadar rol oynuyor. Bilgiye dayanmadığı an oryantalizm fetişine düşüyor.

Zamanın göstereceği şeyler var. "Tehlikeli" biri olarak içinde ikamet ettiğim devleti ve birlikte yaşadığım halkı sürekli hayal kırıklığına uğrattım. Benden çok ama çok basit bir şey bekleniyordu: etnik bir bağ kurmak. Bu bağ yoluyla istihdam düzenine uygun biçimde istihdam edilmek ve bir aile kurmak suretiyle çoluğa çocuğa karışmak. Çoluğuna çocuğuna bakmak. Pratikte ve uzun süreç olarak bakıldığında kolay değil elbette. Fakat hem teorik olarak hem de seçim açısından çok kolaydı. İşte benim sadece ve sadece heteroseksüel matris kalıbında bir seçim yapıp bu iki rota hariç hayattan elimi eteğimi çekmem gerekiyordu. Fakat böyle olmadı. Bir noktadan sonra bu benim sorumluluğumda değildir. Ben kendi sorumluluk alanımı yüzde 20-35 aralığında veriyorum. Daha fazla değil. Şimdi hepimiz düşmanız. Sıcak düşmanlar değiliz. 'Enmity related to treachery' genelde sıcak olmaz.

 Ben dün itibarıyla bana yapılan 1053 Komplosunu hayatım boyunca unutmayacağım. 1053 Komplosu. Bu bir Ortodoks komplosuysa, şimdilik isyan etmiyorum. Tecavüz saymıyorum. Şimdilik. Bu Hıristiyan olmayan odakların komplosuyla ne yaparım ne ederim, hiçbir şey söyleyemiyorum. Hiçbir fikrim yok. Sonuçta bugün Türkiye'nin en büyük problemi diplomasidir. Sanıyorum kendi sınırlarım içerisinde ben ölene kadar da aşıldığını göremeyeceğim. Hüdavendigar Encer Paşa'yla klasik anlamda dost ya da arkadaş olmadığımız kesin. Fakat "ben senin cephenden çekildim sen beim cephemden çekil" demek için artık çok geç. Sonucun bu olacağını bilseydim hayatta alttan destek yollamazdım. Zaten şahsi destek yolladığımı anlayana kadar aya kaplan yolladılar. Ekümenik 1053 havalarda ayakta uyuyup son derece yanlış sonuçlara vardığım için iş bu kadar büyüdü. Fakat hiç ama hiç pişman değilim. Kendisi sayesinde  çok ama çok şey öğrendim. Hem hayata hem tarihe dair. Kendisi olmasa bunları ben hayatta öğrenemezdim. Dostsuz bir sofra burası. Tam da bu yüzden bir noktadan sonra aslında düşman yok. Herkesi olduğu gibi kabul ediyorsunuz. Devlete de isyan bayrağı açmıyorsunuz. Sadece bu matris içerisinde kapıkulu yetiştirmeyi becerememiş devlet. Klasik sorunlar. Kapıkulu filan bekliyoruz. Hepsi standart zaten. Aynı fabrikadan çıkmışlar, tek tip. Çoluğu çocuğu biraderi kayınçosu kütüphanelerimizi, bağ ve bahçelerimizi yaktığında misafir diyor anlayışla karşılıyoruz. Tavlada mars. Her zamanki hikayeler.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder