Öyküler

11 Haziran 2016 Cumartesi

Psikiyatrdan geldim. Şimdilik hastane kararını çıkartamadım. Onun yerine deney yapacaklar. Kapitalist sistem açısından daha feasible. Psikiyatr, psikiyatr. Bilirsiniz. Birbirlerine benzerler biraz. İlk gittiğinizde iyileştirecek diye yalvara yalvara adamcağızın eline koluna yapışırsınız. Bir süre sonra sivil cezalandırıcı bir rolü olduğunu düşünürsünüz. Hatta uzun zaman böyle düşünürsünüz. Oysa sadece deney yapar ve sizi mümkün olduğunca akıl hastanelerinden uzak tutmaya çalışır. Anneniz yanınızdaysa. Yine de bu hafta olmazsa, iki hafta sonra akıl hastanesine kaldırılacağım. "Gerekirse Ramazan'da Fatiha Suresi" okurum yılışık esprisini yapmayacağım. İlaç içeriklerini bekliyorum şimdi. Gerçi şimdiden bir şeyler belli olmaya başladı. Yıllarca anti-psikotik (psikiyatr anti-psikotiklerin tamamen anti-şizoid olduğu yorumunu da yaptı, açık açık bu sonuç çıkıyor. "Sizden minik minnacık şizofren çıkmaz." Bir de psikoz eşittir şizofreni, içinde şizofreni barındırmayan bir şey psikoz değildir yorumunu yaparım rahat rahat. Exact çeviri de derim.) kullanmışsınız, anti-psikotik ilaçları sizden tamamen çekiyoruz, anti-anksiyoloji çalışacağız gibi bir yorum yaptı. (Yani aylardır bahsettiğim teşhis, bu hastalık sır gibi saklanıyor. Hem de bir kadında çıkması gerçek bir fiyasko. Dünya Savaşları döneminin erkek hastalığı, bugün esamesi okunmuyor.) Tabii yorum, ama yüzde 85 haklı olduğuma eminim.

Gece verdiği uyku ilacıyla ilgili bir dolandırıcılık yapacaktım, ama yapmayacağım sanırım. Bu bir uyku ilacı değil aslında. Bu bir "anti-anksiyolojik". Bende pek anksiyete yok dürüst olmak gerekirse. Sanıyorum, anksiyete zerk edecekler. Eskiden bende çok yüksek anksiyete, obsesyon nevrozu ve anksiyete nevrozu vardı. Yakın zamanda çok aşırı bir gece kaygısı geçirdim. Annem o zamanlar üstümde ilaç deneyi yapıyordu, Prof. Dr. Timuçin Oral ile koordine biçimde. Hepsi benim iyiliğim için. Ben de bu iyiliği gördüm şahsen. Gecenin birinde bu aşırı doz ilaçlarla birlikte taşikardi geçirdim, iki saniye çok korktum. Sonra bu taşikardi dedim ve uyudum. Yani panik atak geçirmedim. Annem sağ olsun. Sayesinde panik ataktan korunmuş oldum!

Diğer ilaçları bilmiyorum. Daha içeriklerini analiz etmedim. Ama bu son "uyku ilacı"nda bir numara var, belli. Kaburga kemiği kırma maksatlı verildiği açık. Kaburga kırılmazsa Yusuf gelecek korkusu. Ben gazozcu Yusuf'un tarafındayım. Adem, Kronosoğlu'na secde dursun, gölge etmesin. (Çok korkunç bir cümle, nasıl tercüme edileceği de belli. Savunmaya saygı, emniyet ve yargı-yasama iki adım geri gibi bir şey ve demografik açıdan sorunlu bir cümle. Sanki savunmada sadece Kronosoğlu var, ayrıca bu Kronosoğlu'nun vaziyeti de etnik olarak çok bir tuhaf. Bir de sen ne zaman bu tip bir cümle sarf edersen kendinle ilgili etnik bir seçimde bulunduğunu iddia etmiş oluyorsun ki komedi fars fiyasko. Sadece kaburga kırıcılarla uğraşmak istemediğini, bu ruh hastalarını yakınında istemediğini söylüyorsun. Yine gazozcu  TMK'cıdan daha insandır diyorsun, ama yanılıyorsun. Hiçbiri insan değil. Sen de değilsin. Türdeş de değilsiniz. Hiçbir ortak noktanız yok, gazozculuktan başka. Etnolojik olarak bir hiçsiniz.) Ama bu devirde Yusuf kalmadı. Hem herkes Yusuf, hem kimse değil. Sonuçta adalet en son kadına gelir, o da başını dik tutana değil. Kaburga kemiği kırma operasyonu birkaç yönde işleyebilir. Bunu kınamamamın tek sebebi var. O da aslında pratikte beceremesem de teoride şiddet seven bir insan olmamam. Yani benim yüzümden alakasız insanlar işten çıkarıldığında mesela, samimi üzülüyorum. Dünyada bu tip şeylere samimi üzülen tek insan benim. Onun dışında bütün insanlar artık Stalinizm olmuş kapitalizme full entegre. Her neyse, bu makro ekonomi geyiğini sonra çeviririm.

Doktor bana kaygı zerk ederek, kişiliğimi tipik Türk kadını seviyesinde zayıfa çekmeye çalışıyor olabilir. Yani saçma sapan ağlama krizlerine filan girip kişiliğimi yerin magma seviyesinin altına çekmeme sebep olabilir (ki nadiren bu şahsiyetsizliği gösteriyorum. burial. I am trying to bury). Böylece şiddetten kurtulabileceğinizi düşünüyorsanız, çok yanılıyorsunuz. Her şey çok daha kötü olur. Zira zerk edilmiş anksiyeteyle birlikte gerçek anlamda tipik Türk kadını gibi şahsiyetsizleşeceğim (zaten o şahsiyetsizlikle yıllarca yaşamışım. tek farkım belli: elalemin beceriksizliği ve daha az ayrıcalıklı vatandaşın çok kötü matematiğe dayanan manasız muhterisliği. kişisel almıyorum. aşk şahsiyetsizliktir. aşk ticarettir. aşk ceza hukukudur. aşk satılmışlığın uyuşturucusudur. aşka inanan da distopyaya katlanmak için aşık olur, ama distopya her şeyden daha gerçektir.) İstikrar da dört-altı aydan sonra Türkiye'yi bir daha geri gelmemek üzere terk edecek. Dürüst olun, istikrarlıyım. Beni öngörebiliyorsunuz. Psikiyatr deneyiyle bunu başarabilir. Neyse, her şey zaten bombok! Berbat bir dünya. Zaten dünyanın berbat ve adaletsiz bir yer olduğunu düşünüyorsanız anksiyeteniz olsa da böyle düşünürsünüz, anksiyeteniz olmasa da. Bu deney sonunda zararsız bir insan haline gelebilecek miyim? Soru bu. Soru basit. Zararsız ve itaatkar, sümüklü, şahsiyetsiz bir köle olacak mıyım, olmayacak mıyım? Başına silah dayandığında zorla "gelinlik" (aşk ticarettir) giyecek miyim Iraklıların kafalarına çuval geçirmek zorunda kaldıkları gibi. (gazozcu geldik gazozcu gideriz) Tıp bunu başaracak mı? Soru bu!

Tabii bu soruların içinde gizli bir içerik var bu "anti-anksiyoloji"ye dair. (Bu arada o melun ve menfur hastalık belki de subay (bahriyeli?) üvey dayımda yoktu. Anneannemde vardı da, biz böyle bir kaydırma yapmıştık. Annem de bunu samimi biçimde bilmiyordu. Anneannem Alman ve Yahudi bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı. Haklı olarak kendini Türk olarak da tanımlıyordu herhalde ve Türk'tü. Karışık işler. Bağlam çok önemli. Neye inanırsanız inanın, bir şeyi değerlendirirken bağlamına göre değerlendirirsiniz.)  Bu "uyku ilacı"nın içinde şöyle şöyle bir içerik de olmasın? İşte zaten anksiyeteyi yaratan o. Yaparlar. Yaparlar. Sen de yöntem geliştirirsin. İnsan görene kadar direnirsin ve savaşını verirsin. İnsan göremiyorum şahsen. Şu an annemin benden ödü koptuğu içi bana bayağı sevgi dolu davranıyor, ama samimi bir sevgi bu aynı zamanda. Beni sevmiş olduğunu hatırlayabiliyor. Ben de samimi sevildiğimi hissedince saldırganlığımı bir kenara bırakabiliyorum. Şaşırtıcı bir sonuç mu?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder