Öyküler

13 Temmuz 2016 Çarşamba

Bininci Sikkeye Bir Yedi Kollu Şamdan (taslak)

Bininci Sikkeye Bir Yedi Kollu Şamdan

Garfield "Bugün Pazartesi." dedi. Başına piyano düştü. Altı gün daha geçti. Sonra Garfield "Bugün Pazartesi." dedi. Başına piyano düştü...

Her gece yatmadan evvel bu masalı anlattılar. Anlattılar ve dinlediler. Ertesi gece anlatmak ve dinlemek üzere... Magmanın altında yaşayan bir avuç insan. Çelik soğuğunda bir hayat. Çok soğuk değil. Tek tip yüzler. Kemerliyse kemerli hokkaysa hokka burunlar. Yine de tek tipleşmeye doğru kalıp yüzler. Köpekse köpek, kediyse kedi. Günü dörde bölüp hep aynı saatte uyanan insanlar. Rutin. Rutinsiz zihinleri şaşacak. Hepsinin. Gün dörde bölünmeli. Olmazsa olmaz.

Böyle milimetrik bir hayat iddiası sikkecilerle aralarında ihtilaf çıkarmasaydı tuhaf kaçardı. Sikkeciler öyledir zaten. Rutinsiz yaşar, işlerine kolayca hile hurda karıştırırlar. Geniş yer kaplayan adamlardır. Sesleri çok çıkar. Daha çok yer kaplamak için yanlarında çok nesne bulundururlar. Bu nesnelerle aidiyet duygularını bilerler. Bazı nesneleri çok kolay hediye eder, karşılığında bin mislini alırlar. Bu ritüele "hediye vermek" derler.

Hayır. Yedi kollu şamdan üreticileri sikke işinde yoktu. Her iki cemaat de madencilerle çalışmasına rağmen şamdancılar sikkecilerle çalışmadı. Ayrı yollar. İş çığırından çıkana kadar. Sikke üretmediler. Sikke üretmedikleri için sikke almadılar. Bir noktaya kadar. Dörde bölünmüş gün, hep aynı yedi kollu şamdan. Her hafta bir şamdan. Ürettiler, yaptılar, hediye ettiler. Bonkör bir sistem. Yap, üret, hediye et. Şamdanlar hediyeliktir. Kullanılmaz, biriktirilmez. Lahzada hediye edilir. Şamdana ne tek mum ne tek damla yağ. Biriktirme. Biriktirmeyin. Hediye. Hediyelik.

Tam da bu zihniyet olan bitenin müsebbibi gibiydi. Husumet vardı. Ne etliye ne sütlüye görünümünde husumet. Sikkeciler genişledikçe genişleyecek, onlar ne artacak ne eksilecekti. Hesap bu hesaptı. Son dakikaya kadar inandılar. Ne artıp ne eksileceklerine son dakikaya kadar inandılar. Sikkecilerden kurtulacaklarına inandıkları gibi ne artacaklarına ne eksileceklerine de son lahzaya değin inandılar. Sonunda kurtuldular da. Komşu, sahip olunca. Sikkecilerin komşuluğundan ya da kendi rutinlerinden kurtulmuşlardı. Komşu, bir nesneye daha sahip oldu.

İlk baktıklarında anlamadılar. Madencilere güvenmişlerdi. Madencilerin hep onlar için çalışacağına gönülden inanmışlardı. Onlara tek kuruş vermediler, ama onlara inandılar. Oysa sikkeciler madencilere sikke vermişti, kendi madenlerinden çıkardıkları madenlerden yaptıkları sikkeleri vermişlerdi. Berikiler duymadı, işitmedi. Hep adil olduk, madencilere adil olduk, dediler. Son dakikaya kadar kendi samimiyetlerine de madencilerin samimiyetine de inandılar.

Sorun madencilerde değildi ki. Onlar hammadde üreticisiydi. Sorun hediye sisteminin sorunuydu. Sistem kilitleniyordu. Bir hediye ver bin mislini al diyen sistem bin mislini verip bir aldığında nasıl kilitleniyorsa hediye ver, at, yenisini yap sistemi de gerçek anlamıyla alışveriş yapamadığı için simetrik biçimde tıkanıyordu. Ekonomik bir sistemin nasıl kilitlendiği genelde temsilci akışından anlaşılır. İlk gelen alçakgönüllü sahiptir. Kendi kendini temsil etmeye gelir. Zaman geçer kendi yerine kendinden gencini gönderir. Daha sonra daha gencini gönderemez, çünkü temsilci çocuk diye bir şey yoktur. O da gider kendine benzeyen bir başka genç bulur. Bu kişi hediyeyi aldıktan sonra memnun kalırsa kendi kendisinin temsilcisi olur. Gün gelir o da devamlı müşteriye dönüşürse benzer şekilde temsilci bulmak zorunda kalır. Ta ki benzeyenin benzeyeninin yüzü silinene kadar.

Yedi kollu şamdan almaya gelen son temsilcinin ağzı yoktu, burnu yoktu, gözleri yoktu. Sadece teni vardı. Buna rağmen yorgun olduğu belliydi. Sırtına çuvalı yüklemiş, sürüne sürüne yürümekten kamburu çıkmıştı. Yine de tek söz edemediği gibi çuvalı yere koyduktan sonra elini kolunu da pek oynatmadı. Çuvalı aldılar. Saydılar, saydılar, saydılar. Bininci sikkeyi saydıktan sonra son şamdanı temsilciye teslim ettiler.

Henüz anlamamışlardı. Ne döndüğünü dahi sezememişlerdi. Temsilci gittikten sonra bir hesap yaptılar. Öyle anladılar. Kaç kişi olduklarını hesap ettiler. Kaçta kaçının gideceğini kaçta kaçının kalacağını bir bir hesap ettiler. Ne güldüler, ne ağladılar. Zamanı dörde bölen her cemaatin vakarıyla beklediler. O saatten sonra maddeden şamdan yapmamaya karar verdiler. Anlamı kalmamıştı. Formu ezberlediler. Dükkanı kapadılar ve formu zihinlerine kazıyıp beklemeye koyuldular.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder