Öyküler

17 Temmuz 2016 Pazar

bir muamma daha


-Halide Edip Adıvar da mı?
-Evet.

İnanmamıştı. Zira onun daha farklı bir teorisi vardı. Kaldı ki her iki teori de ehemmiyetsizdi, çünkü Halide Edip Adıvar kendini Türk olarak tanımlıyordu(r). Kişi kendisine ne demişse odur. Bir yandan espri olsun diye Halide Edip Adıvar'ın Lübnan kökenli olduğunu iddia edecekti. Bu teori çok kolay çökmezdi. Halide Edip Adıvar ilk gençliğinde İngilizce eğitim veren bir misyoner okulunda okumuştu. Küçük yaşlarda Yeni Ahit okumuştu, ama kendini serbest fikirli Müslüman olarak tanımlıyordu. Okuldaki kadın hocalar Anglikan mıydı, Evangelist miydi yoksa Katolik mi, bilinmez. Halide Edip bu konuda en ufak bilgi vermiyor. Gerçi bu Yeni Ahit-Kuran dikişi oldukça Katolik'tir. Eski Ahit'e dokunmaz. Ben zamanında öfke içerisinde bunu görememiştim. Yani Halide Edip Adıvar üç kitap okumamıştı. Eski Ahit ile ilgili bilgileri Kuran'dan ve Yeni Ahit'ten geliyordu. Araya sınır çizgisi çekmişti. Yani Yahudi değildi. Bazen Yahudi olmamak oldukça büyük bir meziyettir. Özellikle bütün sözleşmeleri birbirine karıştırdığınızda. Kimlikler akışkan biçimde birbirine karışır, sizin de kafanız bulanır. Etnik milliyetçilik ile kültürel milliyetçilik sınırında etnik milliyetçiliğe zamanında yeterince kafa patlatmamış ve farkında olmadan kültürel milliyetçiliğe fazla asılmışsanız (Türkçe yazıyorum) bunlar zorunlu sonuçlardır.

Gerçi diplomatik değişim ekümeniktir. Şu minvalde gerçekleşir. Bir Osmanlı evladı ilk gençliğinde Hıristiyan olup sonra Müslüman olur ya da Müslüman doğar, Hıristiyanlığı iyi bilir ve Müslüman ölür gibi bir rotaya karşı bir kişi Yahudi olduğunu anlar ömrünün sonuna kadar iki kitap okur: Septuaginta ile Eski Ahit (Kitabı Mukaddes versiyonlarından birinin Türkçe çevirisi). Yani Hıristiyanlığını iyice abartır ve Geç Antikite Hıristiyanı olur. "O kadar Yahudi'yim ki Hıristiyanlığı bile Eski Ahit'ten öğreniyorum." diyecek kadar Yahudi olmuştur. İşte benim de Halide Edip Adıvar diplomasisinden ayrıldığım nokta buydu. Yoksa herkes o kadar okuduktan sonra önünde sonunda doktor koca ister. Hem hakim ister hem doktor ister. Çok şey de istemez. Mecburen. Koca istemek zorundadır çünkü.

Gerçi bu durum 1924 Anayasası'nın ağır darbe aldığı gerçeğini değiştirmeyecekti ya da tam da bunu vurguluyordu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder