Öyküler

6 Temmuz 2016 Çarşamba

havadan sudan 06.07.2016

Epey yorgunum. Çok uyuyorum bu aralar. Üzerimden kağnı geçmiş gibi. Bir parça da kendimi sorgulama imkanı buldum. Hayatta kalma stratejilerimi düşündüm. Birinci hayatta kalma stratejim yazmak oldu. Hala da öyle. Hayata yazarak direndim. Kah hayatla gerçek bir bağı olan hayali (lakaplı) figürler üreterek kah saçma sapan hikmetler savurarak. Pişmanlığım yok. Hatta çok memnunum. Bir hayatta kalma stratejim de fenomenolojik aşk uydurmak oldu. Hayat çoğu zaman kendini o kadar gaddar ve soğuk açıyor ki böyle bir uydurma toplum içerisinde görece çocuk kalmış insanların birinci elden can simidi olabiliyor. Aşık olmak gibi bir planım yoktu, tam tersi. Fakat bu gerici yöntem her zaman tutar. Ortada kimse yoktur, siz de hayatta kalırsınız. Kimse olmadığı için kimseyi eleştiremiyorum. 12 sene öncesinden kalmış tatlı bir hayal. Her şey yalan. Yalan dünya. Bugünde hiçbir gerçekliği yok. Zaten sevme sınırımın sonuna varıp hakikaten karşılıksız kalışı görünce ben bile yaptığım şeyin farkına varabiliyorum.

Biraz toparlayıp gelecek planı yapmak istiyorum. Plansız bir gelecek, ama yine de. Yine de herkes iyi bir arkadaş ister kendine. Ben bu memlekette öyle birini göremedim. Öyle bir emek kapasitesi de göremedim. Dostluğu kayıplara karışmış bir ülke burası. Belki bende de yoktur. Aşktan bahsetmiyorum, dostluktan bahsediyorum. Neyse, herkes kendine. Herkesin derdi de kendine. Evli barklı herifler, evli olduklarını sır gibi saklayıp zorla savaşa katılmış. Kazık kadar herifler. Aman neyse! İyi düşünmüyorum. Bence sadece hayatta neye sahip idiysem onu devam ettirmek istemiştim. Giderek imkansızlaştı, ben de giderek hırçınlaştım. Şimdi üstümden bir yük kalkınca rahat konuşuyorum. Fenomenolojik aşk. Bunu da ancak ben uydurabilirim. Her şey biyolojik determinizm. Gerisi yalan! İnsan bu sevimsizliğe nasıl münasip bir tarafından figür uydurmasın? Güç bu çünkü. Üreme rejiminin içerisinde bir konum elde etmek. Krallık, imparatorluk filan gibi. Kadınları bu yüzden sevmiyorum. Bütün kadınlar kendi aralarında, belli bir organizasyon içerisinde niteliksel olarak eşit oldukları halde bu güç basamaklarını "tırmandıkça"... Evet, götüme benziyorlar.  Bir de arzu nesnesi olmayı bu kadar çabuk içselleştirmeleri. Yani benim üreme rejimi ve iptidai ticaret ile arama koyduğum mesafe.

Amaan! Sürekli aynı şeyleri temcit pilavı gibi tekrarladım oysa! Bir de emek verdiğimi sandım. Sabrettikçe emek verdiğimi sandım. Oysa sadece ticaret bile olamamış yanlış bir ticaretten ibaretti. Ben sadece kendimi eleştiririm. Bu konuda sadece kendimi eleştiririm. Karşı taraf diyebileceğim bir şey yok ki! Yok. Ne adı var, ne cismi. Cin yarattım. Kendime cin koca yarattım. Bunun üstüne bir de hayal kırıklığına uğrasam samimiyetsizlik olur. Gerçi savaşı da bu cin koca çıkarmıştı ya! Herhalde üçüncü 'her neyse' nidam! Ben şu an ümitsizlik hissetmiyorum. Sadece haberleri analiz etme gücümü yitirdim. Bir süreliğine herhalde. Belki de sadece yorgunum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder