Öyküler

7 Temmuz 2016 Perşembe

havadan sudan (07.07.2016)

Sosyal medya kullanmak istemiyorum, çünkü gerçekten kendini sorgulama, ciddi ciddi sorgulama evresindeyim. Oysa zaman hızlı akıyor! Tam da kapitalizmin mecbur bıraktığı üzere. Bugün Salih Müslim röportajına cevap vermek istedim, ama başkaları okusa da kendi kendimle konuşma isteğim baskın. Röportajda Rusya ve İsrail ilişkileri vurgulu. Ben ideolojik ya da üst yapısal olarak zaten bunları savundum, savunmaya da devam ediyorum. İstikrarlı biçimde aylarca savunulmuş düşünceler var. Anti-Semitizm'i ve ülkede Siyonizm'in şiddetli biçimde bastırılmasını sorgulayan, anti-liberal, serbest piyasa ekonomisini derinlemesine eleştiren, emek eksenli sınıf mücadelesine dayalı bir bakış. Bunun nesini inkar edeyim ben? Bundan nasıl korkabilirim ki? Düşündüysem düşündüm. İnkar edemem ki? Temel, kemikleşmiş bir düşünüş biçimi. Türkiye'deki verili nüfus oranlarına bakılınca oldukça tuhaf bir düşünce sistemi gibi görünebilir. Tam da çoğunlukların azınlığa dönüşebilme ihtimali kavşağında çoğunluğu ve çoğunluğu oluşturan altyapıyı dara sokan bir yol. Yıkıcı. Sorgulatamadığı ölçüde yıkıcı.

Türkiye bu sınavı veremedi. Bence Recep Tayyip Erdoğan başından beri bu projeye (aslında ayan beyan daralma, makro-ekonomik daralma projesi) karşı, yanındaymış gibi hamleler yapıp sonra birden ABD'ye dönmeye çalıştı. Kimse de burada anti-ABD propaganda yapmıyor. Yapmadı. Olabilir, böyle bir proje ABD'yi zor duruma sokabilir de. Bunun riski de alınabilir, ama bu üstyapı ya da söylem olarak anti-ABD bir duruş çıkarmak anlamına kesinlikle gelmez. Zaten bu tip bir ifade ya da düşünüş ancak söylem olabilir. Ben de savunduğum ya da karşı çıktığım her şeyde maddi ya da materyal değil, söylemsel olarak var idim, varım. Kısacası ABD karşıtlığı yapmıyorum, yapmayacağım da (biraz daha ayrıntılı konuşulursa yapamayacağım görülür). Sadece anti-liberalim ve serbest piyasa ekonomisinin bugün bir çıkmaza girdiğini, sınıf öncesi sınıf ilişkilerini kristalize ederek enternasyonel ölçekte tatminsiz ve komşusuna/kendisine maksimum zarar veren bir toplum yarattığını ve toplumun bir değişiklik olmadığı takdirde nefes alamayacağını savunuyorum. Gün gelir belki zeminsiz çıkarım, ama haksız çıkana kadar da düşüncelerimin mücadelesini vermek zorundayım. Belki de yakalanana kadar.

Bunlar seni ne ilgilendirsin, diye sorulabilir. Belli olmaz, ilgilendirebilir. Fakat Recep Tayyip Erdoğan'ın beni temsil etmediği kesin. Benim düşüncelerim çok daha farklı. Rusya'ya yönelmesinden çok büyük ümitler çıkardıktan sonra şaşırmamakla birlikte "Ne bekliyordun?" sorusunu da kendime sordum. Çok kötü. Olabilecek en bilinçsiz ve kötü, serbest piyasa ekonomisinin dibe vurduğu para politikalarıyla gelip "merkez sağ darbesi" yapmaya (merkezdeyseniz darbe yapmanız çok komik), meclisi ilga etmeye çalışmak... Neyse şimdilik daha fazla yazamıyorum. Kendimi sorgulamaya devam edeceğim. Bugün bile yazabilirim. Şu belirsizlik hali olmasa belki daha verimli de yazabilirdim. Belki günün birinde, sanmıyorum ya. İptidai yazıyorum şimdilik. Belki de öyle olması gerekiyor.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder