Öyküler

6 Temmuz 2016 Çarşamba

havadan sudan II (06.07.2016)

Demin ölüm fermanımı imzaladım. Belki de. Yakın zamana kadar içinde olduğum, desteklediğim (becerebilsem yine de desteklerdim, genel ahlak karşıtlığı ne de olsa) bir fraksiyonun mutlak nefretini kazanacak iş yaptım. Ödetirler, her türlü. Ödetirler. Ama son sınıra gelmişlerdi, korkmak gibi bir lüksüm yoktu. Yalnız benim son beş altı aydır zaten hayatım bir daha kazanamayacağım biçimde bitti. Bitkisel hayattayım. Yüzde 0.01 sosyalleşme oranı. Bitkisel hayat. Sadece yazarak hayatta kalabiliyorum.

Ürperdim tabii. Kim ürpermez ki! İnsana dair bir şey. Korku. Son beş altı aydır gelecek tahayyülün kalmamış olsa da. Bu ülke bitirdi diyemem, bu dünya bitirdi, kapitalist sistem bitirdi, derim. Kapitalist sistemi aştığını ben de biliyorum. Yine de! Salt kapitalizm. Beni bitiren şey kapitalizm. Bir doğru düzgün iş sözleşmesini çok gören, sadece bol sıfır çoğaltmaktan başka bir işe yaramayan, içi boş arzuyu genel ahlaka bulayıp pohpohlaya pohpohlaya insanı bitiren kapitalizm. Sonumu getirdi sonunda. Belki herkes ölmemi istediği için. Çok kırıldım. Sormayın, gözlerimde yaşlar ellerimde bavullar. Yine de darbe sevdiğin yerden gelince mutsuz oluyorsun. Biraz. Neyse, sen seviyorsun diye onlar seni sevecek diye bir şey yok. Onlar birbirlerini bile sevmezler.  Entropi Yasası. Bir halt olman için tüketilebilir arzu nesnesi olman gerekiyormuş. Tüketilebilir meta dışı bir şey olunca hiçbir şey olmuyorsun. Ben de hiçbir şey olmayı seçtim. Uzlaşma adımı bile atmadılar. İş sözleşmelerinin boktan ötesi bir şey olduğunun üstünü örtmek için kendi "yakışıklılıklarına" sığındılar. Patronun teki olarak geldiklerini asla kabul etmediler. Onlar da iletişime mutlak kapalıydı. Asıl onlar kapalıydı. Zorbalık dışında bir şey üretemediler. Üretmediler de. O yüzden, benim hezeyanlarımı da bahane diye katarsalar, sistemin beni öldürmek istemesi çok doğal. Zira enternasyonel olarak onu geçersiz bir şey haline getiriyorum. Teoride. Pratikte bir izdüşümü yok. Keşke sadece üreme rejimi olabilseymiş. Üreme rejimi, arzu rejimi ve genel ahlak rejimi diyebileceğimiz üç katmanlı bir sistemden bahsediyoruz. Genel ahlak rejimi, arzu rejimini mistifiye ediyor. Arzu rejimi, ekonominin akışkanlığını mübadele üzerinden sağlıyor. İptidai olarak bu böyle. Üreme rejimi de devletin biyoiktidar olmasını açıklıyor.

Ben bu üçlü sistem içerisinde nereye oturuyorum? Hiçbir yere. Tabii ki sistem beni yok etmek isteyecek. Hiçbir işine yaramıyorum ki! Aman, yazarım yine. Öldürür tabii sistem beni. Hiçbir işine yaramıyorum. İki dil biliyorsun, bir peçete şarkı söyle kafaları. Herkes şarkı söylemek zorunda. En bet sesiyle. Bir de ağırlığınca altın etmek zorunda. İlla her hücresine kadar tanıdığın tipten bu parayı almak zorundasın. Bakalım. Sistem 26'sı (Onur Yürüyüşü) ile 28'i (Havalimanındaki patlama) arasındaki bağı hiçe sayarsa yakında ölüyorum. Zor bir şey tabii. Kabullenmek zor. İnsan yine de yaşamak istiyor. Hem öldürmeden önce o hınçla tecavüz edecekleri de kesin. Bilmem neden, şimdi korku hissetmedim. Bu şiddet toplumunu kanıksamışım. Onlardan fazla bir şey bekleyemiyorum. Hani beş yaşında çocuktan ya da sarhoştan bir şey beklemezsiniz ya, ben de bir ömür bile beklemiyorum. Geride sevdiğim ya da nefret ettiğim birini de bırakmıyorum. Geriye sadece fiziksel acıya tahammül edip bitmek kalıyor.

Hayal kırıklığı yok. Belki altı ay önce hayatta istediğim yere gelemediğim için bu üzüntüyü yaşıyordum. Şimdi yaşamıyorum. Herkesi, kendimi de, olduğu gibi kabul ettim. Zor tabii. Harekete gelirsek, hareket 2013'ten bu yana bir duraklama içerisinde. Doğal, çünkü her hareketin belli bir genişleme kapasitesi var. Kendi yapısından fazla genişleyemiyor. Ben de bir yapıyım. Ben de genişleme sürecimi bitirdim. Ömrüm bitti sanırım. Çoğu bitti.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder