Öyküler

15 Temmuz 2016 Cuma

her zamanki gibi Schreber'e

Aslında hiç yazasım yok. Geyik atasım var. Şu mekanizma iyi, süper bir geyik mekanizması var. Oraya dahil olup geyik atınca sosyalleşmişim yanılsamasına kapılıyorum. İyi oluyor. Bugün bütün gün orada geyik atasım vardı. Bir şeyler de okudum. Verimliydi. Tarihi haritalara baktım biraz. Harita bakmak iyi geliyor, insanın gözü dinleniyor. En azından benim için bu böyle.

Ne yapalım? Böyle olması gerekiyormuş. Yarın Lambda'nın açılma toplantılarından birine gideceğim. Eskiden çok güzel olurdu açılma toplantıları. Şimdi tanıdığa rastlayabilirim de rastlamayabilirim de. Merak etmiyorum. Beyoğlu'ndayken Lambda bayağı cool bir yerdi. Çok. Çok iyi vakit geçirebileceğin, aktivistlerle birebir kankaya bağladığın, çok ilginç hayatların yaşandığı, avangard kültür üreten bir yer. Son Onur Yürüyüşü süperdi ama (Gerçi onu Onur Kurulu düzenliyor, Lambda'yla bir ilgisi yok). Ultra teatral ve kan dondurucu. Şahsen benim kanım dondu da iyi oldu. Edepsiz edepsiz konuşuyordum, biraz sustum bizimkilerden ödüm kopunca. Zaten sevmiyorum o şişik ego halimi. Ben kendimi daha çok kısa öykü yazarken, deneme yazmayı öğrenmeye çalışırken, kısacası kendimi verimli hissettiğimde seviyorum. Yoksa herkes kendini Kurt Cobain sanabilir.

Sorun ne, bilmiyorum. Bana sorun yok gibi geliyor. Çoğu zaman. Evhamlı değilim. Çoğu zaman. Gerisi zaman makinesi. Zor zamanlar yaşadık. Çok zor zamanlar yaşadık. Ben de hayatta kalabilmek için yeri geldi çok ama çok sert davrandım. Haklıydım diyebileceğim tek zemin, hayatta kalmak zorundaydım. Bir de bir iki prensip. Eski günlerdeki gibi de değil. Kıskancım.  Açık ve seçik çok kıskancım. İş sadece sana kalsa yine az kıskanırdım. Belki de pek kıskanmazdım. Ama örgütlü o kadar çirkin salaklık gördüm ki hayatımda. Zamanında normal insan gibi tasfiye edemediğin hayatında kalırsa sen diktatöre dönüşüyorsun zaten. Huyun suyun ne olursa olsun. Afeminist olmamı da bu salaklıklara borçluyum. Çok bilmiş firavun kızları. Her biri pek Züleyha. Züleyha kim? Öyle biri yok. Benim kitabımda Züleyha yok. Genel ahlaktan tiksinmemi, Woodstock ile Miloşeviç kırması, uzun saç ve ağdadan nefret eden modamı hep bu dünya güzeli, bakımlı, yurtdışından peeling kremleri getirten, genel ahlak kumkuması, çok bilmiş, eğitimsiz, eğitimsizliği eğitim bilmiş klon kadınlara borçluyum. Erkeklere gelince... Göründükleri kadar zararlı yaratıklar değiller. Gereksiz yere şeytanlaştırılmışlar. Kişisel hayatımda ben böyle gördüm. Zaten kadın ayıbı denen şey olmasa erkeklerin gücü bu kadar şişemezdi. O kadar kadim dini metin diliyle konuşuyorum ki. Çok tutarlıyım. Ayrıca oldukça anti-Nisa denir. Kalıbım: anti-Nisa. Akraba hısım arkadaş bu kadınların hepsi klon. Yok, bütün kadınlar hesabına konuşmadım. Deleuze-Guattari'nin de vurguladığı gibi kadınlar güçsüzlüklerini kan bağına ve bu ilişki kalıpları içerisindeki rekabete dayalı sosyal ilişkilerindeki sindirilmişliklerinden alır. Biri ötekini odalık diye beğenir, öteki papacığının hatırı olsun diye bir diğerine cariye der, iltifat ettiğini düşünür. Bu yaratıklar böyle. Bunlar olmasa erkekler bu kadar azmaz. Zaten onların da tipinden ya da hesap kitaplarından sadece ve sadece başlarına ne gelmesini istedikleri belli desem mini eteğe erkek kıyafeti derdim. 70'lerde iç çamaşırı gösteren kadınlar transseksüel erkekti derim. Bu sapkınlıkları da araya sıkıştırmasam çok ben olmayacak.

Bu arada sen de ya Putin'e ya da Putin'in çevirmenlerinden birine fena yakalanmışsın. Bugün gördüm. Senin kadrolardan bazıları da beni tespit etmişti zaten. Babam hala çok genel ahlakçı. Bu bakış açısını samimiyetsiz buluyorum. Belki de çok samimi. Sorun da bu. Ben iyi bir dengemiz olduğunu düşünüyorum. Biraz üşengeç insanlarız o kadar. Çok değiştiğimizi sanmıyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder