Öyküler

12 Temmuz 2016 Salı

yine havadan sudan


Bugün bir köşe yazısı gördüm. Okumadım. "Psikopat Liderlerin Özellikleri" tipi bir başlığı vardı. Saçmasapan bir başlık. Sürekli lider arayışında olan, kendi kendini öksüzleştiren bir toplumun peşine düşeceği bir kelime: 'lider'.  Oysa Deleuze-Guattari devlet mekanizmasını tarif ederken çok basit bir yapı kurar. Devlet mekanizması iki kavramsal ucun içerisinde kendini gerçekleştirir, bir ucunda lider vardır, diğer ucunda 'demon' (ecinni). 'Demon' ile 'lider'i birbirine karıştırmak sadece bu topluma özgü bir yanılsama değil. Bazı 'liderler' vefat ettikten sonra onlara 'demonik' özellikler atfedilmeye başlar. Bu Deleuze-Guattari'nin henüz değinmediği, tarihyazımına (historiography) dair zorunlu bir özelliktir. Belki bir gün başkaları değinir.

Oysa herhangi lider kesinlikle psikopat değildir. Psikopat, bir liderin olabileceği son şeydir, affektif olma şansı yoksa sosyopatlık belki (çoğunlukla değil), ama şizoid makinenin en az şizoid düşünen, hatta düşünmeye çok fazla vakti olmayanıdır lider. Aristoteles'in madde-form karşıtlığında salt form olması gerektiği için maddeye yüklenebilecek potansiyellik özelliklerine minimal seviyede sahip olması gerekir. Son derece pragmatisttir, hatta sadece pragmatisttir. Hep çok pratik düşünür. Çok kısa zamanda çok büyük paraların taahhüdü altına girme riskini çabuk alır. Çok güçlüyse, çok büyük paraları yine kendi inisiyatifinde kolayca (hatta ışık hızında) dağıtır. Liderin sahip olduğu olacağı güç olsa olsa budur. Liderin politik gücü her zaman ekonomiyle, ekonominin derin taahhüt ilkesi ile ilintilidir. Bu bakımdan silahın coğrafyasına dair yayılmalar ve yoğunlaşmalar hep bu akışın bir sonucu olarak gerçekleşir. Lider, silahın ya da silahlının sahibi değildir, mevkii ya da konumu gereği silah adamı olarak göründüğünde bile devlet mekanizmasının gereği ilintili olduğu askeriyeden bir noktada kopar. Siyaset ile askeriye arasında bir sınır vardır. Bu son önermeyi kendi gözlem alanlarım içerisinden derledim, özellikle cunta yapılarının ayrı bir mercek altında incelenmesi gerekiyor. Belki de. Bu, liderin ekonomiye içkin konumunda bir değişiklik yaratmaz. Lider kapitalist sistemde her zaman kendi sınırları içerisinde en ağır ekonomik taahhüdün altına kolayca girebilen kişi demektir. Bu bakımdan Finans Kapitel ile ilişkileri de enteresandır ve saire.

Liderin belki karakterine, tipine ya da söz söyleme kabiliyetine dair birtakım ışıltıları olabilir, olmalıdır da. Fakat bir insan bu ışıltılardan birine fazlasıyla sahipse o kişiden kesinlikle lider çıkmaz. O başka bir şeydir. O da bir 'şey' ise. Lider hitap ederken son derece basit bir dil kuracaktır, liderin dili pedagojiktir. Bu yüzden, didaktiktir de. Bir hitap biçimi didaktik olmaktan kaçıyorsa o hitabet bir liderliğin hitabeti değildir. Lider, kitlesini her zaman tek tip küçük bir çocuk gibi algılayacaktır. Lider edebiyatçı değildir, edebiyatın temel mecaz yapılarına başvurduğunda dahi çok basit konuşur. İlkesel olarak çok basit konuşur. O yüzden "Aydınlanma Nedir?" ("Was ist die Aufklaerung?") makalesinin yazarı Immanuel Kant'ı bir lider olarak düşünmek son derece tuhaf kaçacaktır. Zira makale, Kant'ın en kolay metni olmasına rağmen, kolay bir makale değildir. Kısacası, lider aydınlanma sürecinde aydınlanmayı yaratan (aydınlanmanın yazarı, mimarı vesaire) kişi değil, aydınlanmayı görünürleştiren temel (ama henüz gerçekleşmemiş) taahhütlerden en az birinin altına imzasını atmış kişidir.

Şimdilik bu kadar. Post mortem liderlikte bazı liderlerin naaşının 'demonik' özellikler kazanması konusu enteresan geldi. Bunun üzerine düşüneceğim, çünkü 'demon' denilen uç ile doğrudan alakalı. Tabii yine referans göstermedim. Bakalım, bu tembellikle fikri sosyalizm bir patlama yapsa ne güzel olurdu! Eskiden Research Assistant olmayı çok isterdim, herhalde olsam çok mutsuz olurdum. Şimdi fark etmiyor. Fikri individuum üzerinden algılamak sıkıcı, isim rüzgarda kolay yayılan bir şey. Fikri sosyalizm zorunlu olarak var olan bir şey: Aziz Augustinus ve katipleri.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder